Dr. Taner Akman
Evrenin İncisi Mavi Gezegen: Dünyamız
Bütün kitaplar aslında biraz da dünyayı anlatmak için yazılmıştır. Dağlarını, denizlerini, insanını; bir yaprağın damarlarında dolaşan hayatı, bir kalbin içine sığan sonsuzluğu… Yine de son sayfalara konulan hiçbir nokta, anlatılacakların bittiği anlamına gelmez. Dünya, hakkında söylediklerimizden daima çok daha fazlasıdır.
Uçsuz bucaksız evrende sayısız yıldız, galaksi ve gezegen var. Bu muazzam genişliğin içinde Dünya, kozmik ölçekte küçücük bir yer tutuyor. Fakat bildiğimiz kadarıyla üzerinde hayatın yeşerdiği tek gök cismi burası. Okyanusların kıyıya vurduğu, ağaçların çiçek açtığı, bir çocuğun gökyüzüne bakıp “Neden?” diye sorduğu yer… İnsanlığın bugüne kadar bütün sevinçlerini ve acılarını içine sığdırdığı evimiz.
Bazen düşünüyorum: Evrenin büyüklüğü karşısında küçülen bedenimiz mi, yoksa o büyüklüğü kavramaya çalışırken genişleyen zihnimiz mi daha hayret verici?
Bir avuç maddeyiz; fakat maddenin nereden geldiğini soruyoruz. Kısacık bir ömrümüz var; fakat sonsuzluğu düşünüyoruz. Gözümüzün alabildiği yer sınırlı; merakımızın ufku yok.
Ben, varoluşun derinliğini biraz da burada hissediyorum.
Dünya, Güneş’ten ortalama 149,6 milyon kilometre uzaklıkta yol alır. Yörüngesindeki ortalama hızı saniyede yaklaşık 29,8 kilometredir. Bir cümleyi okurken gezegenimiz uzayda yüzlerce kilometre ilerler; buna rağmen masamızdaki bardak sakindir, penceremizdeki çiçek yerli yerindedir. Çünkü biz de atmosferimizle, denizlerimizle ve çevremizdeki her şeyle birlikte bu yolculuğun içindeyiz.
Hayatın ortaya çıkmasını yalnızca Güneş’e olan uzaklıkla açıklamak mümkün değildir. Bir gezegenin yüzeyinde sıvı su bulunabilmesi; yıldızından aldığı enerjiye, atmosferine, basıncına ve başka birçok etkene bağlıdır. Bilimde “yaşanabilir bölge” denilen şey de tek bir kusursuz noktadan çok, uygun koşullarda sıvı suya imkân veren bir uzaklık aralığıdır. Dünya’nın hikâyesi, bu koşulların milyarlarca yıllık geçmişte birbirleriyle etkileşmesinin hikâyesidir.
Bu işleyişi öğrenmek, içimdeki hayranlığı azaltmıyor. Her yeni bilgi, baktığım manzarayı biraz daha derinleştiriyor. Bir çiçeğin nasıl açtığını bilmek, onun açılışına duyduğum sevinci eksiltmiyor.
Benim için Tanrı düşüncesi, tam da bu hayranlığın içinde derinleşiyor: Varlığın anlaşılabilir oluşunda, doğanın yasalarında, hayatın çeşitliliğinde…
Yaklaşık 4,5 milyar yıllık gezegenimizin yüzeyinin yüzde 71’i sularla kaplıdır. “Mavi Gezegen” dediğimde, aslında hayatımızın en temel gerçeklerinden birini dile getiriyorum. Kıtaların arasında uzanan okyanuslar, dünyamızın görünüşünü olduğu kadar yaşama koşullarını da şekillendirir.
Denize bakarken çoğu zaman yalnızca dalgaları görürüz. Oysa su, buluta yükselir, yağmurla toprağa iner, köklere ulaşır; bir ağacın gövdesinden geçip yeniden havaya karışır. Hayatın içinde durmadan dolaşır.
Bir bardak suyu elime aldığımda, onun sıradanlığına şaşarım. Çünkü insan, her gün karşılaştığı şeylerin olağanüstülüğünü unutmaya pek yatkındır. Suyu musluğun, meyveyi tezgâhın, nefesi de göğsünün alışkanlığı sanır.
Oysa alışmak, anlamak değildir.
Dünyayı biraz daha yakından tanıyabilmek için peyderpey ülke ülke dolaşırken bunu daha derinden hissetmeye başladım. Biliyorum, dünyanın tamamını görmek bir ömre sığmaz; her yol, insanın önüne henüz yürümediği başka yollar açar. Yine de gezip gördüklerim arttıkça tuhaf bir şey oluyor: Dünya tanıdıklaşarak küçülüyor, evren ise zihnimde daha da büyüyor. Bir dağın yamacında, bir şehrin dar sokağında, dilini bilmediğim bir insanın yüzünde, aynı eserin başka bir ayrıntısıyla karşılaşıyorum. Seyyah olmak, benim için biraz da bu ayrıntıları okumayı öğrenmek. Ve her yeni ayrıntıda, yolculuğumun haritadaki mesafelerden çok daha derin bir yakınlığa doğru uzandığını hissediyorum.
Serengeti’de ufka inen Güneş’e bakıyorum; Rio de Janeiro’da da, New York’ta da, evimin penceresinde de aynı Güneş’i uğurluyorum. Manzara değişiyor, renkler değişiyor, içimde uyanan duygular değişiyor; fakat günbatımını getiren hareket aynı: Üzerinde durduğum Dünya dönüyor. Bu, dünyanın mı, yoksa evrenin mi bana oynadığı bir oyun? Uzaklara gittikçe tanıdık olanla yeniden karşılaşıyorum. Başka bir kıtanın kıyısına vuran dalgada evimdeki denizin sesini duyuyor, hiç bilmediğim bir şehrin üzerinde yükselen Ay’da çocukluğumun gecelerini buluyorum. Yarım küre değiştirdiğimde yıldızların görünümü değişse de baktığım gökyüzü aynı evrenin derinliğine açılıyor. Binlerce kilometre ötede bir çocuğun gülüşünü anlamak içinse tek kelime bilmem gerekmiyor. Dünya, her durakta başka bir yüzünü gösterirken bana aynı bütüne ait olduğumu hatırlatıyor. Ben de bu eserin ayrıntıları arasında dolaştıkça, bütününe sinmiş o tanıdık anlamı daha derinden hissediyorum.
Başımı kaldırdığımda gökyüzünü görüyorum. Çoğu zaman boşluk sandığımız o mavilik, bizi çevreleyen atmosferin ışıkla kurduğu ilişkinin görünür hâlidir. Kuru havanın yaklaşık yüzde 78’i azot, yüzde 21’i oksijendir; geri kalan bölümünü başta argon olmak üzere başka gazlar oluşturur. Atmosfer, yukarıya doğru gidildikçe seyrelir; keskin bir duvarla sona ermez.
Varlığını görmeden yaşadığımız bu örtü, gezegenin ısı dengesinde de büyük rol oynar. Yeryüzü, Güneş’ten aldığı enerjiyi kızılötesi ışınım olarak uzaya yayar. Su buharı ve karbondioksit gibi sera gazları bu ışınımın bir bölümünü soğurur ve yeniden yayar. Doğal sera etkisi, Dünya’nın yaşama elverişli sıcaklıklarının oluşmasına katkı sağlar. İnsan faaliyetleriyle sera gazlarının artması ise bu enerji dengesini değiştirerek gezegeni ısıtır.
Hayatı mümkün kılan süreçleri anlamak, onları koruma sorumluluğunu da beraberinde getirir. Havayı kirletirken yalnızca uzak bir gökyüzünü değiştirmiyoruz; kendi nefesimizin geleceğine müdahale ediyoruz.
Dünya’ya duyulan hayranlığın davranışlarımızda bir karşılığı olmalı. Bir ağacı gölgesinden, bir nehri suyundan, bir canlıyı bize yararından ibaret gördüğümüzde, varlığın zenginliğini kendi ihtiyaçlarımız kadar daraltıyoruz.
Atmosferdeki ozonun yaklaşık yüzde 90’ı stratosferde bulunur. Bu ozon, Güneş’ten gelen zararlı morötesi ışınımın önemli bir bölümünü soğurarak yeryüzündeki yaşamı korur. Gözümüzün seçemediği moleküllerin yaptığı iş, bütün canlıların hayatına dokunur.
Daha ötede, Dünya’nın manyetik alanının etkili olduğu manyetosfer uzanır. Güneş rüzgârıyla gelen yüklü parçacıkların hareketini değiştiren bu dinamik bölge, gezegenimizin uzayla etkileşiminin önemli bir parçasıdır. Kutup ışıklarını seyrederken, bu etkileşimin atmosferimizde beliren renklerine bakarız.
Yeryüzündeki hayatımız, farkına bile varmadığımız nice fiziksel sürecin içinde sürer. Sabah penceremi açtığımda bunların hiçbirini tek tek düşünmem. Bir nefes alır, günüme başlarım.
İşte ben, bazen o ilk nefeste durmak istiyorum.
Varlığımın bütün bu ilişkiler içinde mümkün olduğunu hatırlamak, bana derin bir tevazu veriyor. İnsan, kendisini her şeyin sahibi sandığı yerde, aslında ne kadar çok şeye bağlı olduğunu görüyor.
Dünya, kendi ekseni çevresinde dönerken Güneş’in etrafındaki yolculuğunu da sürdürür. Dönme ekseni, yörünge düzlemine dik doğrultuya göre yaklaşık 23,4 derece eğiktir. Mevsimlerin temel nedeni bu eğikliktir: Yıl boyunca yarım kürelerin aldığı güneş ışığının açısı ve gündüzlerin süresi değişir.
Baharın bir sabah ansızın gelmiş gibi görünmesinin ardında, göksel hareketlerin sürekliliği vardır. Dalın ucundaki tomurcukla gezegenimizin uzaydaki duruşu arasında bir bağ bulunur.
Bu bağı düşündüğümde, kâinat bana uzak gelmiyor.
Çünkü gökyüzüyle yeryüzü arasındaki ilişki, yalnızca teleskopların konusu değildir. Bahçemde açan çiçekte, soframa gelen meyvede, akşamın uzayan gölgesinde karşımdadır.
Üstelik Güneş de yerinde durmaz. Gezegenleriyle birlikte Samanyolu’nun merkezi çevresinde yol alır ve bir turunu yaklaşık 230 milyon yılda tamamlar. Ben kendi hayatımın takvimini günlerle tutarken, içinde bulunduğum sistem başka büyüklükte zamanların içinden geçer.
Bir insan ömrü, bu ölçekte ne kadar kısa…
Fakat o ömrün içine bir sevgi, bir keşif, bir iyilik sığabiliyor. Kısalığı, değerini azaltmıyor; ona gösterdiğimiz özeni daha da anlamlı kılıyor.
Bilim, doğaya yöneltilen soruları gözlemle ve sınamayla araştırır. İnanç ve felsefe ise varoluşun anlamına ilişkin başka soruları da gündeme getirir. Ben bu satırlarda, öğrendiklerimin içimde uyandırdığı duyguyu anlatıyorum.
Benim için doğayı anlamaya çalışmak, yaratılış üzerine düşünmenin en sahici yollarından biridir. Tanrı’ya duyduğum yakınlık, bir yaprağa dikkatle bakarken de derinleşir; gece göğünün altında sessizce dururken de…
Bu duygunun bir coğrafyaya, bir dile ya da tek bir geleneğe sığması gerekmiyor. İnsan, hangi inancın içinden bakarsa baksın, kendisinden daha büyük bir varoluş karşısında durabilir. Hayranlık duyabilir. Şükredebilir. Soru sorabilir.
Ben, bu hayranlığın bizi daha merhametli kılmasını önemsiyorum. Çünkü yeryüzünü bir armağan olarak görüyorsam, ona nasıl davrandığım da bu bakışın bir parçasıdır. Ormanları korumak, suyu gözetmek, başka canlıların yaşam alanına saygı duymak, gelecek kuşakları düşünmek… Şükrün gündelik hayattaki karşılığı burada başlar.
Bütün kitaplar dünyayı anlatmaya çalışmış, yine de son sayfalarında anlatılacak bir şeyler bırakmıştır. Ben de bu yazının sonuna geldim; fakat bir damla suyun, bir nefes havanın, bir avuç toprağın hikâyesini bitiremedim.
Bu akşam gökyüzüne bakarken, bir anlığına üzerinde durduğunuz gezegeni düşünün. Dönüşünü, yolculuğunu, denizlerini, bulutlarını… Sonra elinizi göğsünüze koyun.
O büyük evrenin içinde, sizin de kalbiniz atıyor.
İnsan sormadan edemiyor: Kendisini anlayabilecek bir bilinci bile içinde yeşerten bu evren, bütün bu düzeni hiçbir irade olmadan kurmuş olabilir mi?
Dr. Taner Akman
Kaynakça
* NASA Science — Facts About Earth. Dünya’nın yaşı, okyanusları, atmosferi, eksen eğikliği ve mevsimler.
* NASA Goddard Space Flight Center — Earth Fact Sheet. Dünya’nın Güneş’e uzaklığı, yörünge hızı ve atmosfer bileşimi.
* NASA Science — Solar System Facts. Güneş Sistemi ve Dünya dışındaki yaşam araştırmaları.
* NASA Science — What Is the Habitable Zone or “Goldilocks Zone”? Yaşanabilir bölge ve sıvı suyun bulunabileceği koşullar.
* NASA Science — What Determines If a Planet Can Have Life? Gezegenlerin yaşanabilirliğinde atmosferin ve suyun rolü.
* NOAA Global Monitoring Laboratory — Education and Outreach: Greenhouse Effect. Doğal sera etkisi ve kızılötesi ışınım.
* NOAA Science Council — State of the Science Fact Sheet: Greenhouse Gases and Climate, 2024. Sera gazları ve iklim değişikliği.
* NASA Science, Aura Mission — Ozone. Stratosferdeki ozonun dağılımı ve morötesi ışınıma karşı koruyucu etkisi.
* NASA Science — Magnetospheres. Gezegenlerin manyetik alanları ve uzay ortamıyla etkileşimleri.
* NASA — Earth’s Magnetosphere, 2011. Yüklü parçacıkların manyetik alan boyunca hareketi ve üst atmosferle etkileşimi.
* NASA Science — Sun: Facts. Güneş’in Samanyolu içindeki hareketi ve galaktik yörünge süresi.

Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.