Halk şeriat mı istiyor?
Fatih Yusuf Duyar yazdı; Halk şeriat mı istiyor?
3 Nisan 2026 tarihinde Marmara Üniversitesi Nüfus ve Sosyal Araştırmalar Enstitüsü tarafından yayınlanan TGSS 2024 (Türkiye Genel Sosyal Saha Araştırması) raporu, Türkiye’deki inanç ve dindarlık eğilimlerinin derin sosyolojisini gözler önüne seriyor.Dünyadan haber alma kaynağımı olan Televizyon, sosyal medya , gazete ve popüler kültürün algı yönetiminden sıyrıldığımızda, karşımızdaki toplumsal gerçekliğin bize sunulan manipülatif tablodan çok daha farklı olduğunu çok net görüyoruz. ( Bu alandaki mecralar sahiplerinin fikri ve onların ideolojisi tarafından yönetilmekte olduğu güneş gibi nettir). Ozaman bu çalışmaların kıymet-i harbiyesi ortadadır.

Rapor daki temel verilere baktığımızda; “Allah’a inanıyor musun?” sorusuna katılımcıların %94,5’i “İnanıyorum” derken, Ahirete inananların oranı %77.
Eğitim durumuna göre Allah’a inanç oranları ise çarpıcı: Herhangi bir okul bitirmemiş olanlarda %98,
İlkokul mezunlarında %99, Ortaokul/ilköğretimde %97, lise mezunlarında %94, üniversite mezunlarında %89 ve lisansüstü eğitim görenlerde %87. Eğitim düzeyi arttıkça yaşanan bu kademeli düşüş elbette incelenmeye değer.
Ancak ana tablo çok net: Bu toplum, modernitenin tüm aşındırıcı dayatmalarına rağmen inancını ve o köklü çınarın gövdesini sağlam bir şekilde korumayı başarmıştır.

Ancak raporun asıl sarsıcı ve üzerinde uzun uzun düşünülmesi gereken kısmı, “Din-Devlet İlişkilerine Yönelik Tutumlar” başlıklı bölümde gizli. Zira tabloya ilk bakışta birbiriyle çelişiyor gibi görünen veriler, aslında Anadolu insanının derin ferasetini ve modern dünyaya kestiği faturayı özetliyor.
Rapora göre toplumun %82'si “Din ve siyaset ayrı tutulmalıdır” diyor. Dahası, %78'lik devasa bir kesim “Dini liderler, insanların seçimlerde nasıl oy kullanacakları konusunda etkide bulunmamalıdır” fidesine katılıyor ve %84'ü laik bir ülkede dinin rahatlıkla yaşanabileceğini düşünüyor.
Peki bu oranlar, halkın dinden uzaklaştığını veya sekülerleştiğini mi gösteriyor? Kesinlikle hayır. Bu rakamlar; inancını hayatının merkezine koyan bu halkın, dini kendi ikbali için kullanan, din kisvesi altında dünyalık menfaat devşiren siyasetçi ve figürlere karşı geliştirdiği muazzam bir savunma refleksidir. Toplum, kutsalının günlük siyasetin kirli sularında yıpratılmasından, miting meydanlarında bir oy devşirme aracına dönüştürülmesinden yorulmuştur. İnsanımız, dininin kutsal konumunu, günübirlik siyasi çekişmelerin çamurundan korumak istemektedir. Bu, dinden bir kaçış değil; tam aksine dini, istismarcıların elinden kurtarma çığlığıdır.

Bunun delilini raporun devamında görmek mümkün.
Toplumun %56’sı, “Anayasanın hiçbir maddesi Kur’an ile çelişmemelidir” derken, %48'i “Meclis, medeni kanunu (evlilik, boşanma) İslami hukuka uygun olarak çıkarmalıdır” diyor. Yine toplumun %57'si “Türkiye'de dinin daha az etkisi olsa ülke daha iyi olurdu” tezini şiddetle reddediyor.
Dini siyasetten ayırmak isteyen halk, neden hukukun ve anayasanın tam kalbinde İslam’ı görmek istiyor?
Çünkü mesele reel politika değil, adalettir. Modern hukuk sistemlerinin, küresel düzenin ve ithal kanunların dünyayı getirdiği yer ortadadır: Büyüyen eşitsizlikler, çöken ahlaki zemin ve her gün şahit olduğumuz küresel ve yerel adaletsizlikler... Toplum, modern insanın kendi elleriyle kurduğu bu sistemlerin gerçek manada bir adalet üretemediğini yaşayarak tecrübe etmiştir. Dünyayı saran bu adaletsizlik sarmalının ve toplumsal çürümenin, ancak ve ancak kaynağını ilahi olandan alan, şaşmaz bir nizamla, yani İslam’ın hukukuyla düzene kavuşacağına olan inanç dimdik ayaktadır.
Halkımız çok net bir mesaj veriyor: Benim inancımı siyasi emellerine alet etme, kutsalıma dokunma. Ama devleti, toplumu ve aileyi ayakta tutacak olan o mutlak adaleti, hukuku ve ahlakı inşa ederken, yüzünü başka yere değil, yine o inancın tertemiz ve adil nizamına dön.

Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.