Eylül Ayça Karakuş

Eylül Ayça Karakuş

SENİN ÖMRÜN AZ OLDU  HİÇ DEĞİLSE ÇİÇEKLERİNİN ÖMRÜ UZUN OLSUN

Hayatımda iki günü hiç unutamıyorum.

İlki annemin öldüğü gün, diğeri ise soğuk bir kürek yardımıyla üstüne kara toprağın atıldığı gün. 

Annemin 50. yaşı yaşamının veda yılıydı, benim ise 27. yaşım çocukluğumun son yılıydı. 

Koskoca yedi yıl bitti annesiz, anne kokusuz... Zulamda annem için sakladığım tüm hatıralarımı toprağının üstünde rengarenk açan çiçeklere anlatıyorum. Beni anlıyorlar mı bilmiyorum ama toprağa düşen göz yaşlarım çiçeklerin her birinin boynunu büküyor.

0-509.jpg

Anneme giderken yollar bitmek bilmiyor. Her seferinde uzun ince yolun sonuna geldiğimde hasret bitecek diye gidiyorum. Gülen yüzüyle kapıyı açacak ve şen şakrak sesiyle hoşgeldin kızım diyecek sanıyorum ama olmuyor. Günün hangi saatinde gidersem gideyim annem hep uyuyor, beni karşılamak için yolumu gözlemiyor. 

Etim kemiğimden ayrılıyor, gözlerime zemheri karanlık çöküyor, boğazımda koca bir yumru düğümleniyor, bir kurşun gelip kalbime saplanıyor, ağlamaktan canım çıkıyor ama ben hala yaşıyorum. Tırnaklarımın içine toprağının kokusu sinsin diye ayak ucuna çöküp toprağını deşiyorum. 

Sanki hıncımı almak istercesine kavga ediyorum çiçekleriyle, toprağıyla, adının altında yazan tarihle.  O tarih sadece takvimden bir gün değil beni annesiz bırakan lanetli bir gün. 

Ben geldim, seni göremiyorum ama diyorlar ki anneler çocuklarının geldiğini hissederler, çocuklarını duyarlar. Sahiden görüyor musun, duyuyor musun beni? Anlatacaklarım var duy beni lütfen anne: 

Her ne kadar sen çok erken bizi terk edip gitmiş olsan da inanıyorum ki kalbin hala sıcak ve bizlerle. Öte diyarlara giden sadece bedenin, ruhun ve o güzel kalbin hala bizimle. Senin gittiğinden beri çok şey değişti. Her şey biraz anlamsız, herkes bir o kadar uzak...Sevdiğin türküleri dinliyorum, gitmekten keyif aldığın yerlere gidiyorum bir de senin yaptığın gibi bol bol hayır yapmaya çalışıyorum. Kimsenin bilmesine gerek yok, Allah görür sen hayrını yap kızın derdin, ben de senin dediğin gibi yapıyorum anne. Hala evimde yadırgadığım yer var. Balkonumun köşesine gidip tam da senin kolunu balkon demirine koyup ayakta sigara içtiğin yere gidemiyorum. Sanki oraya gitsem sensizliğe çarpacağım. Tüm dağlar yerinden oynayacak ve ben o dağın altında ezileceğim. Dert anlatmak için gelmedim yanına, üzülme sakın! Sahi dert demişken senin derdin var mı anne? Dertleşebileceğin kimseler var mı yanında? En büyük derdin bizleri özlemek olsa gerek değil mi anne? 

Benim en büyük derdim seni çok özlemek anne. Sesini özledim, yemeklerini özledim, saçlarımla oynamanı özledim, sıkı sıkı sarılmalarını özledim, kızmalarını sonra kızmalarının ardından portakal suyu sıkıp getirdiğin günleri özledim be anne. 

Gece vakti ışılayan o koca gözlerinin sıcaklığı yok artık. Silindi gitti hatıralarımdan. Yedi yıl bitti az değil tabii, gidişinin üstünden çok zaman geçti elimde değil siliniyor hatıraların anne. 

Çiçekler getirdim sana. Senin ömrün az oldu hiç değilse çiçeklerinin ömrü uzun olsun, iyi bak çiçeklerine anne!

Özlemle, hasretle, dualarla bir yıl daha hasret bıraktın beni sana anne. 

19.09.2013 

20.09.2013 Sevmiyorum eylülleri!
 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.