Kapadokya denildiğinde akla ilk olarak peribacaları ve kayalara oyulmuş yapılar geliyor. Ancak bölgenin en sıra dışı tarihsel miraslarından biri yeryüzünde değil, metrelerce altında bulunuyor. Nevşehir’in Derinkuyu ilçesinde yer alan Derinkuyu Yeraltı Şehri, birbirine bağlanan odaları, dar tünelleri ve yaşam alanlarıyla adeta toprağın altına kurulmuş başka bir dünyayı andırıyor.
Yaklaşık 85 metre derinliğe ulaşan yeraltı yerleşiminde ahırlardan mutfaklara, erzak depolarından su kuyularına, şırahanelerden kiliseye kadar insanların ihtiyaç duyabileceği çok sayıda bölüm bulunuyor. Kültür ve Turizm Bakanlığı verilerine göre yeraltı şehri sekiz katlı ve bugün yapının yalnızca yaklaşık yüzde 10’u ziyaret edilebiliyor.
Peki insanlar neden böylesine büyük bir yerleşimi yerin altına yaptı ve burada nasıl yaşamlarını sürdürdü?
DERİNKUYU NEDEN YERİN ALTINA İNŞA EDİLDİ?
Derinkuyu’nun ortaya çıkmasını sağlayan en önemli etkenlerden biri Kapadokya’nın sıra dışı jeolojik yapısı.
Bölge, milyonlarca yıl önce Erciyes, Hasan Dağı, Göllüdağ ve çevredeki volkanların faaliyetleri sonucu oluşan tüf tabakalarıyla kaplandı. Nispeten kolay işlenebilen bu kayaçlar, insanların kayaları oyarak evler, kiliseler ve daha sonra çok katlı yeraltı yerleşimleri oluşturmasına imkân verdi.
Yeraltı şehirlerinin özellikle olağanüstü dönemlerde güvenlik amacıyla kullanıldığı biliniyor. Kültür ve Turizm Bakanlığı, Derinkuyu’nun ilk yerleşim izlerini Asur kolonilerine kadar götürürken, Roma İmparatorluğu döneminde baskılardan kaçan ilk Hristiyanların da Kapadokya’ya gelerek bu alanları kullandığını belirtiyor.
Derinkuyu böylece tek seferde inşa edilmiş bir şehirden ziyade farklı dönemlerde genişletilen devasa bir sığınma ve yaşam ağına dönüştü.
YERİN ALTINDA NEFES NASIL ALIYORLARDI?
Derinkuyu hakkındaki en merak edilen konulardan biri, insanların onlarca metre aşağıda nasıl nefes alabildiği.
Bunun yanıtı yeraltı şehrinin mühendislik sisteminde saklı.
Derinkuyu’da yeryüzüyle bağlantısı bulunan yaklaşık 55 metre derinliğinde büyük bir havalandırma bacası bulunuyor. Bu yapı aynı zamanda su kuyusu olarak da kullanılıyordu. Havalandırma sistemi sayesinde temiz havanın yerleşimin farklı bölümlerine ulaşması sağlanıyordu.
Böylece yeraltındaki yaşam alanları yalnızca birbirine açılan mağaralardan ibaret değildi. Hava dolaşımının sağlanması, uzun süreli kullanım açısından sistemin en önemli parçalarından biriydi.
SU İHTİYACINI NASIL KARŞILIYORLARDI?
Yer altında saklanan insanların dışarı çıkmadan yaşamlarını sürdürebilmesi için en kritik ihtiyaçlardan biri suydu.
Derinkuyu’da bunun için çok sayıda kuyu bulunuyordu. Ancak güvenlik açısından oldukça dikkat çekici bir ayrıntı vardı: Kuyuların tamamı yeryüzüne açılmıyordu.
Nevşehir İl Kültür ve Turizm Müdürlüğüne göre bazı kuyuların yüzeyle bağlantısı özellikle kesilmişti. Bunun amacı, istila sırasında düşmanın suyu zehirlemesini engellemekti.
Bu ayrıntı, Derinkuyu’nun yalnızca barınmak için değil, dışarıdan gelecek tehditlere karşı uzun süre korunabilecek biçimde tasarlandığını gösteriyor.
YİYECEKLER NEREDE SAKLANIYORDU?
Yeraltında uzun süre kalabilmenin bir diğer koşulu da yeterli yiyeceğe sahip olmaktı.
Derinkuyu’nun farklı katlarında kilerler ve erzak depoları oluşturulmuştu. Ayrıca şarap üretimi ve saklanması için kullanılan şırahaneler bulunuyordu. Ahırlar sayesinde hayvanların da yeraltına alınabildiği anlaşılıyor.
Dolayısıyla Derinkuyu yalnızca insanların birkaç saatliğine saklandığı bir sığınak değildi. Yapının içerisinde toplulukların dışarı çıkmadan belirli bir süre ihtiyaçlarını karşılayabilmesine yönelik bölümler bulunuyordu.
DAR TÜNELLERİN BİR NEDENİ VARDI
Derinkuyu’ya girildiğinde en dikkat çekici özelliklerden biri katları birbirine bağlayan son derece dar koridorlar.
Bazı geçitlerden ancak tek kişinin ilerleyebileceği şekilde geçilebiliyor. Bu tasarımın savunma açısından önemli avantaj sağladığı değerlendiriliyor. Kalabalık bir grubun aynı anda ilerleyememesi, içeride bulunanların saldırganlara karşı korunmasını kolaylaştırıyordu.
Tünellerin belirli noktalarında ise büyük yuvarlak sürgü taşları bulunuyordu. Tehlike halinde bu ağır taşlar içeriden hareket ettirilerek geçit kapatılabiliyordu. Böylece yeraltı şehrinin farklı bölümleri birbirinden izole edilebiliyordu.
Bu sistem, Derinkuyu’nun neden sıradan bir mağara yerleşiminden çok daha karmaşık olduğunu gösteren ayrıntılardan biri.
YER ALTINDA OKUL VE KİLİSE BİLE VARDI
Derinkuyu’da yalnızca temel yaşam ihtiyaçları düşünülmemişti.
Yeraltı şehrinin ikinci katında misyonerler okulu bulunuyor. Beşik tonozlu geniş salonun çevresinde çalışma odaları yer alıyor. Daha alt katlara inildiğinde ise haç planlı bir kiliseye ulaşılıyor.
Kültür Portalı ayrıca Derinkuyu’da günah çıkarma alanı ve vaftiz havuzunun da bulunduğunu belirtiyor.
Bu yapılar, yeraltında geçirilen zamanın yalnızca hayatta kalmaya yönelik olmadığını; dini ve toplumsal yaşamın da belirli ölçüde sürdürülebildiğini ortaya koyuyor.
GERÇEKTEN 20 BİN KİŞİ Mİ YAŞIYORDU?
Derinkuyu hakkında internette en sık tekrarlanan bilgilerden biri, yeraltı şehrinin 20 bin kişiyi barındırabildiği iddiası.
Ancak bu rakama temkinli yaklaşmak gerekiyor. Kültür ve Turizm Bakanlığının Derinkuyu’ya ilişkin resmi tanıtımlarında belirli bir nüfus rakamı verilmek yerine yapının “büyük bir topluluğu” barındırabilecek şekilde oluşturulduğu ifade ediliyor.
Bu nedenle Derinkuyu’da kesin olarak 20 bin kişinin aynı anda yaşadığını söylemek yerine, yeraltı şehrinin çok sayıda insanın hayvanları ve erzaklarıyla birlikte geçici olarak barınmasına olanak sağlayacak büyüklükte olduğunu belirtmek daha doğru.
Üstelik bugün yerleşimin yalnızca yaklaşık yüzde 10’unun gezilebilmesi, Derinkuyu’nun bütün ölçeğinin ziyaretçiler tarafından görülemediği anlamına geliyor.
YERALTINDA SÜREKLİ Mİ YAŞIYORLARDI?
Derinkuyu hakkındaki bir diğer yanlış anlaşılma, insanların bütün hayatlarını burada geçirdiği düşüncesi.
Yeraltı şehirlerinin temel işlevlerinden biri saldırı ve tehlike dönemlerinde güvenli bir sığınak oluşturmaktı. Yerleşimlerin erzak, su, havalandırma ve ibadet gibi ihtiyaçlara cevap verecek şekilde hazırlanması ise insanların gerektiğinde uzun süre dışarı çıkmadan kalabilmesini mümkün kılıyordu.
Yani Derinkuyu’yu günümüz anlamında sürekli yaşanan bir şehirden çok, gerektiğinde büyük toplulukların yaşamlarını yeraltında sürdürebileceği kapsamlı bir savunma ve barınma sistemi olarak düşünmek gerekiyor.
KAPADOKYA’NIN ALTINDA YALNIZ DEĞİL
Derinkuyu, Kapadokya'daki tek yeraltı şehri de değil. Kaymaklı, Özkonak, Mazı ve Tatlarin gibi bölgede çok sayıda yeraltı yerleşimi bulunuyor.
Kültür ve Turizm Bakanlığı, Kapadokya'da olağanüstü dönemlerde güvenlik amacıyla oluşturulmuş yüzlerce yeraltı şehrinden söz ediyor. Derinkuyu ve Kaymaklı ise bunların en bilinen örnekleri arasında.
Derinkuyu'nun önemi uluslararası ölçekte de kabul edilmiş durumda. Yeraltı şehri, Göreme Milli Parkı ve Kapadokya kapsamında 1985'ten bu yana UNESCO Dünya Miras Listesi'nde yer alıyor.
85 METRE AŞAĞIDA KURULMUŞ BİR YAŞAM SİSTEMİ
Derinkuyu'nun gizemi yalnızca ne kadar derine indiğinde değil, yerin altında oluşturulan sistemin ayrıntılarında saklı.
Havalandırma bacaları insanların nefes almasını sağlıyor, kuyular su ihtiyacını karşılıyor, depolar yiyeceklerin korunmasına imkân veriyor, dar koridorlar ve sürgü taşları saldırılara karşı savunma sağlıyordu. Kilise, okul, ahır ve şırahane gibi alanlar ise yeraltındaki hayatın farklı ihtiyaçlara göre düzenlendiğini gösteriyor.
Bugün yalnızca küçük bir bölümü gezilebilen Derinkuyu, binlerce yıl önce insanların tehlike karşısında coğrafyanın sunduğu imkanları nasıl olağanüstü bir mühendislik sistemine dönüştürdüğünün en dikkat çekici örneklerinden biri olmayı sürdürüyor.