Bir mahallenin değil, İzmir’in sesi: Zühal Arabacı

Muhtarlık denildiğinde çoğumuzun aklına bir masa, birkaç evrak, mühür ve imza gelir. Oysa bazı insanlar vardır; oturdukları makamı makam olmaktan çıkarır, insanların derdine açılan bir kapıya dönüştürür.

Narlıdere Atıevler Mahallesi Muhtarı Zühal Arabacı da benim gözümde tam olarak böyle bir isim.

Çünkü mahalle dediğimiz yer yalnızca sokaklardan, binalardan ve adreslerden ibaret değildir. Mahalle; yalnız yaşayan yaşlının, geleceğe umutla bakan gencin, çocuğu için mücadele eden annenin, derdini anlatacak bir kapı arayan vatandaşın ortak evidir.

Ve o evin muhtarı olmak, sadece mühür taşımak değil, sorumluluk taşımaktır.

ATIEVLER'DEN İZMİR'E UZANAN BİR SORUMLULUK

Zuhal Arabacı'nın mücadelesi yalnızca Atıevler Mahallesi'nin sınırlarında kalmıyor.

Arabacı, İzmir Kent Konseyi Yürütme Kurulu Üyesi olarak kentin meselelerinde sorumluluk üstlenirken, İzmir Muhtarlar Birliği Derneği Yönetim Kurulu Üyesi olarak da muhtarların ve mahallelerin sesi olmaya çalışıyor.

Bununla da sınırlı değil.

Tüm Köy ve Mahalle Muhtarlar Sendikası'nın kurucu üyeleri arasında yer alan ve Yönetim Kurulu Üyeliğini sürdüren Arabacı, yerel demokrasinin en önemli yapı taşlarından biri olan muhtarlık kurumunun daha güçlü temsil edilmesi için de emek veriyor.

Bana göre bütün bu görevlerin ortak noktasında tek bir kelime var:

İnsan.

BAZEN BİR MUHTARDAN FAZLASIDIR

İnsan bazen büyük şeyler beklemiyor.

Bir telefonunun açılmasını, derdinin dinlenmesini, kapısının çalınmasını...

Bazen sadece, “Merak etme, ilgileneceğim” diyen bir ses arıyor.

Muhtarlığın gerçek değeri de tam burada ortaya çıkıyor. Çünkü iyi bir muhtar, vatandaşın yalnızca talebini ilgili kuruma ileten kişi değildir. Mahallesindeki insanların sevincini de sıkıntısını da bilen, gerektiğinde onların adına konuşabilen kişidir.

Zühal Arabacı'nın üstlendiği görevler de onun mahalleden başlayıp kentin tamamına uzanan bu sorumluluk anlayışının bir göstergesi.

MAKAMLAR GEÇER, İNSANDA BIRAKILAN İZ KALIR

Yerel yönetimin belki de vatandaşa en yakın makamıdır muhtarlık.

Çünkü belediye binasına gitmeden önce muhtarın kapısı çalınır. Bir ihtiyaç olduğunda muhtar aranır. Sokakta bir sorun çıktığında ilk ona anlatılır.

Bu nedenle muhtar olmak kolaydır demek mümkün değildir.

Hele ki insanların gönlünde muhtar olabilmek çok daha zordur.

Belki yapılan her iyilik gazetelerde yer almaz.

Belki her çalınan kapının fotoğrafı çekilmez.

Belki edilen bir teşekkürden, alınan bir duadan kimsenin haberi olmaz.

Ama mahalle bilir.

İnsanlar bilir.

Ve en önemlisi, kendisine uzatılan eli insan unutmaz.

Zühal Arabacı'nın Atıevler'den başlayarak İzmir Kent Konseyi'ne, Muhtarlar Birliği'ne ve muhtarların sendikal örgütlenmesine uzanan yolculuğuna baktığımda şunu görüyorum:

Bir insanın değeri kaç makamda görev yaptığıyla değil, bulunduğu her yerde kaç insanın sesini duyurabildiğiyle ölçülür.

Çünkü günün sonunda tabelalar değişir, görevler sona erer, makamlar başkalarına devredilir.

Ama geriye bir şey kalır:

İnsanların kalbinde bıraktığınız iz.

Ve bir muhtar için bundan daha değerli bir makam olduğunu düşünmüyorum.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Gündem Haberleri