BİR MİLLETİN KALBİNDE SAAT HEP 09.05…

Arif Çayan yazdı…

Bazı insanlar vardır, yaşadıkları döneme sığmaz, bıraktıkları izlerle asırları aşar. Bazı ayrılıklar vardır, üzerinden ne kadar zaman geçerse geçsin acısı hafiflemez, özlemi azalmaz. Ve bazı isimler vardır ki yalnızca tarihin sayfalarında değil, bir milletin kalbinde yaşamaya devam eder. İşte Mustafa Kemal Atatürk, bu millet için yalnızca Cumhuriyetimizin kurucusu değil, karanlık günlerde umudun, çaresizlik içinde mücadelenin, yıkılmış hayallerin ardından yeniden ayağa kalkmanın adıdır.

Takvimler 10 Kasım 1938'i gösterdiğinde, Dolmabahçe Sarayı'nda saatler 09.05'te durmuştu. O sabah yalnızca büyük bir devlet adamı hayata gözlerini yummamış, kendisini bir milletin bağımsızlığına adamış, bütün ömrünü ülkesinin geleceği için harcamış bir lider sonsuzluğa uğurlanmıştı. Anadolu'nun dört bir yanında yürekler sızlamış, gözyaşları dökülmüş, Cumhuriyet'in kurucusuna duyulan sevgi tarifsiz bir hüzne dönüşmüştü. Aradan tam 88 yıl geçti ama o sabahın acısı, bu milletin hafızasındaki yerini hiç kaybetmedi.

İnsan bazen kendi kendine soruyor: Hiç karşılaşmadığımız, elini sıkmadığımız, sesini yalnızca kayıtlardan duyduğumuz bir insanı nasıl bu kadar sevebilir, nasıl bu kadar özleyebiliriz? Cevabı aslında hepimizin hayatında saklı. Çünkü Atatürk'ü sevmek için onu görmüş olmak gerekmiyor. Onu anlamak için Cumhuriyet'in bize kazandırdıklarına, bağımsızlığımızın değerine ve özgürce yaşayabildiğimiz bu topraklara bakmak yeterli. Bugün başımızı dik tutabiliyorsak, yarınlara umutla bakabiliyorsak ve çocuklarımızın daha güzel bir ülkede yaşamasını hayal edebiliyorsak, bunda onun önderliğinde verilen büyük mücadelenin unutulmaz bir payı var.

BİZ SENİ HİÇ GÖRMEDEN SEVDİK ATAM…

Biz seni okul sıralarında, öğretmenimizin anlattığı ilk hikâyelerde tanıdık. Bir zamanlar yokluk içinde verilen bağımsızlık mücadelesini öğrendiğimizde, bir milletin bütün imkânsızlıklara rağmen nasıl ayağa kalkabildiğini gördük. Yaşımız büyüdükçe senin yalnızca savaş meydanlarında kazanılan zaferlerin komutanı olmadığını, aynı zamanda eğitime, bilime, kadınların toplumsal hayattaki yerine, çocukların geleceğine ve milletin iradesine önem veren büyük bir düşünce insanı olduğunu daha iyi anladık. Belki seni hiç göremedik ama bıraktığın eserlerin içinde büyüdük, Cumhuriyet'in bize sunduğu imkânlarla geleceğimizi kurmaya çalıştık.

Bazen düşünüyorum da Atam, bugün aramızda olsaydın sana ilk ne söylerdik? Belki uzun konuşmalara gerek kalmaz, belki boğazımız düğümlenir, belki de gözlerimizin dolmasına engel olamazdık. Büyük ihtimalle söyleyebileceğimiz tek şey, yüreğimizin en derininden gelen bir teşekkür olurdu. Çünkü bize yalnızca üzerinde yaşayacağımız toprakları değil, o topraklarda onurumuzla, bağımsızlığımızla ve kendi irademizle yaşayabileceğimiz bir Cumhuriyet bıraktın. Geleceği yalnızca kendi neslin için değil, henüz dünyaya gelmemiş milyonlarca çocuk için de düşündün. İşte sana duyduğumuz minnetin en büyük nedeni de budur.

Her 10 Kasım sabahı saatler 09.05'i gösterdiğinde hayatın olağan akışı birkaç dakikalığına değişir. Sokaklarda yürüyen insanlar durur, araçlarından inen vatandaşlar saygıyla bekler, okullarda çocuklar başlarını öne eğer. Bir şehirden diğerine, bir kuşaktan ötekine uzanan o derin sessizlikte, aynı duygu milyonlarca insanın kalbinde buluşur. O an yalnızca geçmişte yaşanmış bir ayrılığı hatırlamayız; bir milletin hangi fedakârlıklarla bugünlere geldiğini, özgürlüğün ve bağımsızlığın ne kadar kıymetli olduğunu da yeniden düşünürüz. Sirenler sustuğunda hayat devam eder ama o birkaç dakika, insanın içinde uzun süre yankılanır.

88 YILDIR DİNMEYEN BİR ÖZLEM…

Yıllar geçiyor Atam, nesiller değişiyor, şehirler büyüyor, dünya bambaşka bir yere doğru ilerliyor. Seni uğurlayan insanların pek çoğu artık aramızda değil, onların çocukları ve torunları bu ülkenin geleceğini şekillendiriyor. Fakat 10 Kasım sabahlarında hissedilen o hüzün, kuşaktan kuşağa aktarılmaya devam ediyor. Çünkü senin hatıran yalnızca anıtlarda, fotoğraflarda ya da tarih kitaplarında değil; bir öğretmenin öğrencisine anlattığı Cumhuriyet hikâyesinde, bir çocuğun gözlerindeki merakta ve bu ülkenin geleceği için çalışan insanların emeğinde yaşamayı sürdürüyor.

Elbette yalnızca seni özlediğimizi söylemek yeterli değil. Senin hatırana gösterilebilecek en büyük saygının, bıraktığın Cumhuriyet'e sahip çıkmak, çocuklarımıza daha iyi bir eğitim ve daha aydınlık bir gelecek sunmak, ülkemizi bilimde, sanatta, üretimde ve hukukta ileri taşımak olduğuna inanıyorum. Çünkü gerçek vefa, yalnızca geçmişi hatırlamak değil, geçmişten aldığımız sorumluluğu geleceğe taşıyabilmektir. Senin bize bıraktığın en kıymetli miraslardan biri de zorluklar karşısında umudumuzu kaybetmemek ve ülkemiz için çalışmaktan vazgeçmemektir.

Bugün bir çocuğun okuluna umutla gitmesi, bir gencin büyük hayaller kurabilmesi, bir kadının kendi geleceği hakkında söz sahibi olması ve bir insanın düşüncelerini özgürce ifade edebilmesi, Cumhuriyet'in değerini hatırlatan en önemli kazanımlardandır. Bu kazanımları korumak ve geliştirmek ise yalnızca bir günün değil, her günün sorumluluğudur. Atatürk'ü anlamanın yolu, onun adını anmak kadar, gösterdiği çağdaşlaşma hedefini ve ülkesine duyduğu sorumluluğu da kavramaktan geçer.

BAZI VEDALAR HİÇBİR ZAMAN TAMAMLANMAZ…

İnsanın hayatında öyle ayrılıklar vardır ki zaman onları unutturmaz, yalnızca özlemin biçimini değiştirir. 10 Kasım da bizim için böyledir. Her yıl aynı saatte duran insanlar, aslında 88 yıl önce yaşanmış bir vedanın hâlâ bu milletin kalbinde ne kadar derin bir yeri olduğunu gösterir. Çocuklar büyür, yıllar geçer, takvimler değişir ama o sabahın hüznü eksilmez. Çünkü bir millet, kendisine bağımsız bir gelecek armağan eden liderini yalnızca geçmişte kalmış bir isim olarak görmez.

Belki yıllar sonra bizler de bu dünyada olmayacağız. Ama inanıyorum ki bir başka 10 Kasım sabahında küçük bir çocuk, okul bahçesinde çalan sirenleri duyacak ve öğretmenine herkesin neden saygı duruşuna geçtiğini soracak. O öğretmen de ona bir zamanlar Anadolu'nun nasıl büyük zorluklardan geçtiğini, bir milletin bağımsızlık için nasıl mücadele ettiğini ve Mustafa Kemal Atatürk'ün bu mücadelede nasıl tarihî bir sorumluluk üstlendiğini anlatacak. İşte o çocuk öğrendiklerini kendi çocuklarına aktardığında, Atatürk'ün hatırası bir kuşaktan diğerine taşınmaya devam edecek.

Ve şimdi, bu satırları yazarken içimde hem derin bir hüzün hem de büyük bir minnet var. Bir yanda seni hiç görememiş olmanın burukluğu, diğer yanda bize bıraktığın Cumhuriyet'in bir ferdi olmanın sorumluluğu… Sana söylemek istediğim o kadar çok şey var ki bazen bütün kelimeler yetersiz kalıyor. Keşke bir kez olsun karşına çıkabilsek, gözlerinin içine bakabilsek ve bu milletin sana duyduğu sevgiyi anlatabilsek. Belki o zaman da uzun cümleler kuramaz, yalnızca başımızı saygıyla eğip teşekkür ederdik.

Atam, sen 10 Kasım 1938'de bu dünyadan ayrıldın ama bıraktığın izler, düşüncelerin ve Cumhuriyet'e adadığın ömrün bu milletin hafızasından hiç silinmedi. Aradan geçen 88 yıl, sana duyduğumuz minneti azaltmadı. Aksine, zaman ilerledikçe bıraktığın mirasın ne kadar büyük olduğunu daha iyi anladık.Ve biliyorum ki her 10 Kasım sabahı saatler 09.05'i gösterdiğinde, milyonlarca yürek bir kez daha aynı duyguda buluşacak. Kimimiz gözyaşlarını saklayacak, kimimiz sessizce uzaklara bakacak, kimimiz de çocuklarımızın ellerinden tutarak onlara seni anlatacağız.

Çünkü bazı insanlar öldüklerinde unutulmaz, bir milletin geleceğine bıraktıkları izlerle yaşamaya devam eder.Senin için saatler 09.05'te durdu Atam… Ama senin açtığın yolda yürüyen bir milletin hikâyesi hâlâ devam ediyor.Sonsuz saygı, minnet ve bitmeyen özlemle…

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Gündem Haberleri