Bir ses gelir radyodan: “Canlarım…”

Arif Çayan yazdı.. Bir ses gelir radyodan: “Canlarım…”

Bazı sesler vardır, yalnızca kulağınıza ulaşmaz. Kalbinizin en sessiz yerine dokunur. Bir şarkının ilk notası gibi tanıdık, yıllardır görmediğiniz bir dostun “Nasılsın?” deyişi kadar içtendir.

Cankız’ın sesi de benim için biraz böyle…

Radyoculuğun başka bir büyüsü vardı eskiden. Görüntü yoktu, gösteriş yoktu. Bir mikrofon, birkaç güzel şarkı ve karşı tarafta o sesi bekleyen insanlar vardı. İnsanlar yüzünü hiç görmedikleri birini kendilerine yakın hisseder, radyodan yükselen bir cümleyle bazen gülümser, bazen de geçmişe dalıp giderdi.

Teknoloji değişti, hayat hızlandı. Şarkılar artık bir dokunuş uzağımızda. Ama insanın insana dokunan bir sese duyduğu ihtiyaç hiç değişmedi.

İşte Cankız, o eski radyo sıcaklığını bugüne taşıyan isimlerden biri.

91.8 İstanbul’un Sesi’nde mikrofonun başına geçtiğinde dinleyicilerine söylediği o küçücük kelime aslında çok şey anlatıyor:

“Canlarım…”

Ne kadar sıcak bir hitap…

Çünkü radyonun diğer tarafında kimin olduğunu bilmiyorsunuz. Belki trafikte saatlerdir direksiyon sallayan bir şoför… Belki evinde tek başına çayını içen yaşlı bir kadın… Belki dükkânında müşteri bekleyen bir esnaf… Belki ayrılığın acısını yaşayan biri… Belki de yıllar önce kaybettiği bir insanı, çalan bir arabesk şarkıyla yeniden hatırlayan başka biri…

Hepsinin hikâyesi farklı.

Ama o anda hepsi aynı sesin etrafında buluşuyor.

Arabesk ve fantezi müziğin zaten insanın yarasına dokunan ayrı bir tarafı vardır. Bazı şarkılar dinlenmez; yaşanır. Birkaç nota gelir ve yıllardır açmadığınız hatıra sandığının kapağı bir anda aralanır. Unuttuğunuzu sandığınız insanlar, sokaklar, aşklar yeniden karşınıza çıkar.

İyi bir radyocu da tam burada belli olur.

Şarkıyı sadece çalmaz.

O şarkıyı doğru zamanda insanın kalbine bırakır.

Cankız’ın geniş bir dinleyici kitlesine ulaşmasının sırrını belki de burada aramak gerekiyor. Mikrofonun karşısında bir “dinleyici kitlesi” değil, insanlar olduğunu unutmamakta…

Her gün 12.00 ile 15.00 arasında açılan mikrofon, kimileri için yalnızca üç saatlik bir radyo programı olabilir. Fakat bir başkası için günün en güzel üç saati olabilir.

Çünkü bazen insanın ihtiyacı büyük şeyler değildir.

Tanıdık bir ses…

Sevdiği bir şarkı…

Ve hiç tanımadığı birinden gelen içten bir “Canlarım…”

Belki radyoculuğun bütün sırrı da budur.

Mikrofonun bir tarafında konuşan biri vardır.

Diğer tarafında binlerce insan…

Ama iyi bir radyocu konuşmaya başladığında, size sanki o odada yalnızca ikiniz varmışsınız gibi hissettirir.

Ve yıllar geçse de bazı sesler unutulmaz.

Çünkü bazı insanlar mikrofondan konuşur…

Bazılarıysa mikrofondan kalbinize ulaşır.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Gündem Haberleri