Dikili’de yaşanan ve Türkiye’nin dört bir yanında vicdanları sızlatan barınak görüntüleri, sadece bir yerel yönetim tartışması değildir. Bu mesele, siyasetin hangi değerler üzerine kurulu olduğuna dair açık bir sınavdır. Ve bu sınavın adı nettir: vicdan.
AK Parti, kuruluşundan bu yana siyaseti sadece hizmet üretmekle sınırlamayan, insanı merkeze alan bir anlayışın temsilcisi olmuştur. “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın” sözü, bu hareketin omurgasını oluşturur. Bugün Dikili’de yaşananlar karşısında kamuoyunun beklentisi de tam olarak budur: AK Parti’nin vicdanının ve duruşunun görünür olması.
Belediye başkanının sessizliği elbette not edilmektedir. Ancak AK Parti’yi AK Parti yapan şey, başkalarının suskunluğuna sığınmak değil; gerektiğinde doğruları en yüksek sesle dile getirebilmektir. Bu nedenle gözler, doğal olarak partinin Dikili’deki temsilcilerine çevrilmiştir.
AK Parti Dikili İlçe Başkanlığı makamı, yalnızca bir siyasi pozisyon değil; Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın çizdiği ahlaki ve siyasi duruşun yereldeki yansımasıdır. Bu duruş, haksızlık karşısında susmamayı, güçsüzün yanında durmayı gerektirir. Kamuoyu da bugün bunu görmek istemektedir.
Şunun altı özellikle çizilmelidir:
Bu çağrı AK Parti’ye zarar vermek için değil, tam tersine AK Parti’nin kurucu değerlerini hatırlatmak içindir. Çünkü AK Parti, hataları savunarak değil; yanlışları düzelterek büyümüş bir harekettir.
Bugün Dikili’de beklenti çok nettir:
AK Parti’nin, bu meseleye insanî bir pencereden bakarak tavır koyması, denetleyici ve yol gösterici rolünü açıkça ortaya koymasıdır. Bir açıklama, bir duruş, bir sahiplenme; hem kamuoyunun vicdanını rahatlatacak hem de AK Parti’nin neden farklı bir siyasi hareket olduğunu bir kez daha gösterecektir.
AK Parti, suskunluğun değil; sorumluluğun adıdır.
Ve Dikili’de atılacak doğru bir adım, yalnızca bugünü değil, yarınları da onaracaktır.