İzmir’de belediyelere yönelik operasyonlar birbiri ardına gelirken, kamuoyunun dikkatini çeken en önemli noktalardan biri aynı ismin sürekli tartışmaların merkezinde anılmasıdır: Veli Ağbaba.
Buca, Güzelbahçe, Balçova, Seferihisar ve birçok belediye üzerinden yürüyen süreçlerde adı kamuoyunda sık sık gündeme gelen bir siyasetçinin artık “Benim ilgim yok” diyerek kenara çekilmesi yeterli değildir. Hele ki bugün yeğeni Ahmet Can Ağbaba’nın da İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma kapsamında gözaltına alındığı haberleri sonrası bu tablo daha da ağırlaşmıştır.
Elbette hukukta herkes masumiyet karinesinden yararlanır. Kimse hakkında kesinleşmiş mahkeme kararı olmadan suçlu ilan edilemez. Ancak burada tartışılan mesele yalnızca ceza hukuku değildir. Burada tartışılan mesele siyasi ahlak, kamu vicdanı ve temsil makamının itibarıdır.
Bir milletvekilinin adı, yakın çevresi ve siyasi bağlantıları bu kadar çok operasyonun, bu kadar çok iddianın ve bu kadar çok soru işaretinin içinde geçiyorsa, artık susmak bir cevap değildir. Sessizlik, kamuoyunun zihnindeki şüpheleri azaltmaz; tam tersine büyütür.
Siyasetçinin görevi yalnızca kürsüden konuşmak değildir. Siyasetçi, en zor anda milletin karşısına çıkıp hesap verebilendir. Bugün vatandaşın sorduğu soru çok nettir: Bu kadar iddia, bu kadar operasyon, bu kadar bağlantı konuşulurken siyasi sorumluluk nerede?
Veli Ağbaba’nın yapması gereken bellidir. Çıkıp kamuoyuna açık, net, belgeli ve tatmin edici bir açıklama yapmak zorundadır. Eğer bu iddialarla hiçbir ilgisi yoksa bunu lafla değil, şeffaflıkla ortaya koymalıdır. Eğer bu süreçlerin siyasi sorumluluğunu taşıyorsa da gereğini yapmalıdır.
Milletvekilliği, her tartışmanın üstünde durulacak bir zırh değildir. Dokunulmazlık, kamu vicdanından kaçış yolu hiç değildir. Halkın oyuyla gelen herkes, yine halkın vicdanına karşı sorumludur.
Bugün mesele bir kişinin koltuğu değildir. Mesele, siyasete duyulan güvenin yerle bir edilmesidir. İnsanlar artık “Kim kiminle, hangi ilişkiyle, hangi belediyede, hangi para trafiğinde anılıyor?” sorusunun cevabını arıyor.
Bu kadar ağır bir tablonun ardından Veli Ağbaba’nın istifa seçeneğini masaya koyması kaçınılmazdır. Çünkü bazen istifa etmek suç kabul etmek değil, siyasi sorumluluğun gereğini yerine getirmektir.
Siyasette onur, makamda ısrar etmekle değil; gerektiğinde o makamı milletin vicdanı için bırakabilmekle ölçülür.
Bugün Veli Ağbaba için soru nettir:
Ya çıkıp bu iddiaların tamamına açık açık cevap verecek ya da gölgesi büyüyen bu siyasi tablonun sorumluluğunu üstlenerek istifa edecektir.
Çünkü millet artık laf değil, hesap bekliyor.