Erdal Özyıldız

Erdal Özyıldız

SEZON BİTTİ

Yaz geldi, sokaklar hareketlendi, otellerin ışıkları yandı, restoranlar masalarını dışarı taşıdı. Turizm bölgelerinde yine aynı beklenti vardı:
Bu sezon iyi geçecek
Ama sezon ilerledikçe görünen tablo, beklentiler kadar iç açıcı değil.
Özellikle Çeşme- Alaçatı, Bodrum gibi turizmin lokomotifi olan bölgelerde esnafın yüzü eskisi kadar gülmüyor. Sezonun kısa olması, maliyetlerin yükselmesi, personel sıkıntısı, yüksek kiralar, ulaşım problemleri ve tüketicinin alım gücünün düşmesi turizmcinin omuzlarındaki yükü her geçen gün artırıyor.
Turist geliyor ama eskisi gibi harcamıyor.
İşte asıl mesele burada.

Bir turizm merkezinin başarısı yalnızca otellerin doluluk oranıyla ölçülemez. Restoranından kafesine, taksicisinden marketine, hediyelik eşya satıcısından küçük esnafına kadar herkesin kazandığı bir turizm ekonomisi oluşturmak gerekir.
Bugün ise birçok işletmeci
“müşteri var ama kazanç yok” noktasına gelmiş durumda.

Çünkü maliyetler çok yükseldi.
Elektrik, su, kira, personel, ürün maliyetleri derken işletmelerin ayakta kalması zorlaşıyor. İşletmeci fiyat artırmak zorunda kaldığında ise bu kez turistin tepkisiyle karşılaşıyor.
Burada dikkat edilmesi gereken çok önemli bir konu var:
Turizm pahalı olmakla değil, karşılığını vermemekle kaybedilir.
Bir turist ödediği paranın karşılığında kaliteli hizmet alıyorsa yüksek fiyatı bir ölçüde kabul edebilir. Ancak fiyat yükselirken hizmet kalitesi düşerse, turist bir sonraki tatilinde başka adreslere yönelir.

Bu nedenle turizm bölgelerinde artık sadece “fiyatlar neden yüksek?” tartışması yapmak yerine, “Bu fiyatın karşılığında ne sunuyoruz?” sorusunu sormamız gerekiyor.

Bir başka sorun da turizm sezonunun birkaç aya sıkışmış olması.
Yıllardır konuşuyoruz: Sezonu uzatmamız gerekiyor.
Eylül, ekim, hatta kış aylarında turizmin yaşaması için kültür, gastronomi, spor, sağlık ve doğa turizmi gibi alanlara daha fazla yatırım yapılmalı.
Çünkü üç aylık sezona mahkûm edilen bir turizm ekonomisinin sürdürülebilir olması kolay değil.Gerçi maalesef artık üç ay bile sürmüyor.

Esnaf bütün yılın giderini birkaç ayda çıkarmaya çalışıyor. Çalışan birkaç ay iş bulabiliyor. İşletmeci birkaç ay para kazanabiliyor.Sonra kış geliyor ve turizm bölgesi sessizliğe bürünüyor.
Bu düzen artık değişmeli.
Turizmi sadece yaz mevsimine bırakamayız.
Bir diğer önemli mesele de güven ve huzur.
Turist tatil yaptığı yerde kendisini rahat hissetmek ister. Esnaf ise işini yaparken sürekli yeni bir sorunla karşılaşmak istemez. Güvenlik elbette vazgeçilmezdir; ancak güvenlik uygulamalarının turizmin ve ticaretin doğal akışını bozmayacak şekilde yürütülmesi gerekir.
Çünkü turizm hassas bir sektördür.
Bir yerde yaşanan olumsuzluk, sosyal medyada kısa sürede binlerce kişiye ulaşabilir.Bu nedenle turizm kentlerinde herkesin sorumluluğu var.Belediyeler, kamu kurumları, işletmeciler, esnaf, çalışanlar ve vatandaşlar…
Herkes üzerine düşeni yapmak zorunda.
Bir de şu alışkanlıktan vazgeçmeliyiz:
Turizm bölgesinde yaşanan her sorunu birbirimizi suçlayarak çözmeye çalışmaktan.Esnaf turisti suçluyor, turist esnafı suçluyor, işletmeci maliyetleri suçluyor, vatandaş fiyatlardan şikâyet ediyor. Oysa birbirimizi suçlamak yerine ortak akıl üretmeliyiz. Çünkü turizmde kaybeden yalnızca bir işletme değildir.

Bir restoranın müşteri kaybetmesi, çevresindeki işletmeleri de etkiler. Bir bölgenin kötü imaj kazanması, bütün kentin turizmini etkiler.Bu yüzden Çeşme ve Alaçatı gibi markalaşmış turizm merkezlerinin itibarını korumak hepimizin görevidir.
Eleştiri yapılmalı mı?
Elbette yapılmalı.
Ama eleştiri ile karalama arasındaki çizgiyi de iyi bilmek gerekir.
Turizmi geliştirecek eleştiri değerlidir. Eksikleri ortaya koyan, çözüm öneren, daha iyisini isteyen eleştiri başımızın tacıdır.
Fakat bir bölgenin tamamını kötü göstermek, bütün esnafı aynı kefeye koymak ve turizmi baltalayacak bir algı oluşturmak kimseye fayda sağlamaz.
Bugün ihtiyacımız olan şey kavga değil, ortak akıldır.
Çünkü turizmcinin de esnafın da kazanması gerekiyor.
Sezonun gidişatını değiştirmek hâlâ mümkün.Daha kaliteli hizmet, daha şeffaf fiyat politikası, daha güçlü denetim, daha iyi ulaşım, daha uzun sezon ve daha nitelikli turizm anlayışı…

Bunları başarabilirsek yaz turizmini yeniden güçlendirebiliriz.
Aksi halde her yıl aynı cümleyi söylemeye devam ederiz:
“Sezon kötü geçti.”
Oysa mesele yalnızca bir sezonun kötü geçmesi değil.Mesele, turizmin geleceğini nasıl kuracağımızdır.
Ve artık bu soruya hep birlikte ciddi bir cevap vermenin zamanı geldi.

Erdal ÖZYILDIZ -14.09.2026

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum