1. YAZARLAR

  2. Tutku Çetiner Ural

  3. Duygular Ne Söyler? -2
Tutku Çetiner Ural

Tutku Çetiner Ural

Yazarın Tüm Yazıları >

Duygular Ne Söyler? -2

A+A-

Hepimizin kullandığı ortak bir dil var. Elimize bir sözlük veriyorlar. O dilin alfabesini, gramerini öğreniyoruz. Sahi duyguların bir dili yok mu? Ah duyguların dili olsa da konuşsa... Ortak bir lügatı olsa hoş olmaz mıydı? 

Bir önceki köşe yazımda “Duygular Ne Söyler?” yazı dizisinin ilkini sizlerle paylaşmıştım. Yazı dizisinin bu bölümünde evrensel duygularımızdan ve özellikle ilginizi çekeceğini düşündüğüm “Yalan” konusundan bahsedeceğim. 

Duygularımız müşterek değil. Öznel yani kişiden kişiye değişiyor. Duygularımızın ortak bir sözlüğü yok. O yüzden kendimizi ifade ederken, salt kelimeler yetersiz kalıyor.

Psikolog Paul Ekman’ın yaptığı araştırmalara göre 7 evrensel duygumuz var. Ekman, hangi ülkeye gidersek gidelim, hangi kültürle karşılaşırsak karşılaşalım değişmeyen 7 duygudan bahsediyor. Bu duygular öfke, korku, üzüntü, şaşkınlık, mutluluk/neşe, tiksinti ve nefret. Peki bu duyguları evrensel yapan şey nedir? Onları ifade ediş biçimimizdir.

Yüzümüzde 43 kas vardır. Ve bu kaslar on bin yüz ifadesi oluştururlar. Bu mikro ifadeler sayesinde insanın hangi duyguyu sergilediğini keşfe çıkabiliriz. On binlerce yüz ifadesi oluşturabilen yüzümüzde 7 duyguyu ifade ediş biçiminiz ise değişmez.

Bu 7 duygu nereye gidersek gidelim aynı şekilde ifade edilir. Mutluluk için, dudakların köşeleri yukarı kalkar. Göz kapakları kısılırken, yanaklar yükselir ve kaşların dış köşeleri aşağı iner. Göz kenarlarındaki kaz ayağı dediğimiz bölge kırışır. Gerçek bir mutluluk ifadesi için göz kenarlarında çizgiler oluşması şart. Yani kaz ayaklarına botoks yaptırmış birisi gülümsediğinde, bunun gerçek bir mutluluk ifadesi mi yoksa sahte mi olduğunu kavramak güçleşir. 

Öfke için, göz bebekleri büyür ve kaşlar alçalıp birbirine yaklaşırken, üst ve alt göz kapakları kısılır. Yoğun öfke, üst göz kapaklarının kalkmasına yol açar. Çene ileri doğru uzar, dudaklar sıkılır, alt dudak biraz ileri çıkar.

Tiksinti için, üst dudağın bir tarafı yukarı doğru kalkarak sıkıca kapanır.

Korku için, göz bebekleri büyür, üst göz kapağı kalkar. Kaşlar birbirine yaklaşır ve dudaklar yanlara doğru gerilir.

Şaşkınlık için, göz bebekleri büyür. Kaşlar yukarı kalkar ve çene açılarak aşağı düşer. Eğer şaşkınlık bir saniyeden fazla sürüyorsa o gerçek bir şaşkınlık değildir. Yalandır. Karşınızdaki kişi muhtemelen şaşkınmış gibi yapıyordur. 

Üzüntü için, kaşların başlangıç noktası yukarı kalkarken, göz kapakları düşer ve dudak kenarları aşağı meyleder ve alt dudak yukarı ve ileri doğru uzar. Küçük Emrah filmlerinde, çok üzüntülü sahnelerdeki Emrah’ın kaşlarının birleştiği görüntüleri hatırlayın. 

Nefret için, üst dudak yukarı kalkar, alt dudak ileri çıkar. Burunda kırışıklıklar oluşur.

Şimdi bu mikro ifadeleri gördüğünüzde ne ifade ettiklerini daha net anlayabilirsiniz. Kriminal olaylarda ve yalanı ayırt etmek için bu mikro ifadeler ve Paul Ekman’ın kurduğu sistem olan yüz tanıma analiz sistemi (F.A.C.S) kullanılmaktadır. 

Gerçek duyguları yalan olanlardan ayırt etmenin başka yolları da vardır. Gerçek bir duygunun ifadesiyle sahte olanı birbirinden ayırt etmenin ve kişinin yalan söyleyip söylemediğini anlamanın en kısa yolu gözlerine bakmaktır. 

Şimdi sizler, iletişim kurduğunuz insanın size yalan söyleyip söylemediğini, onu yalan makinasına sokmadan ya da yumurta testine tabi tutmadan nasıl öğrenebilirsiniz ondan bahsedeceğim.

Yüzümüzü sağ ve sol gözümüzün arasından bir çizgi ile ikiye ayırsak, sağ tarafımız gelecek ve sol tarafımız da geçmişi temsil eder. Solak insanlar için ise bu tam zıddıdır. 

Şimdi yazacaklarımı solaklar tam zıt şekilde çevirsin lütfen. Gözümüz sağ tarafa baktığında geleceği düşlemeye ve kurgulamaya başlarız. Sol tarafa baktığımızda ise geçmişi hatırlarız. Gözümüzün yukarı, kulak hizasına ya da aşağıya doğru meyletmesi farklı anlamları ifade eder. Ona başka bir yazımda değineceğim. Gelelim yalanı doğru olandan ayırt etmeye...

Yalan söyleyen insanlar, eğer yalanı o anda kurguluyorlarsa gözleri sağ yukarıya doğru kayar. Çünkü kurgulama yapabilmek için beynin o bölgesine başvurmak gerekir. Oysa anılar farklı bir bölgede depolanır. Kişinin sağ yukarı bakmasını engellersek ve anılarında size sunabileceği gerçek bir bilgi yoksa doğruyu anlatmak zorunda kalacaktır. Göz kurgulamak için milisaniye dahi olsa mutlaka sağ yukarı kayar. Bunu fark edebilmenin zor olduğunu ya da anlayabilecek ölçüde göz hareketi okuyamadığımızı varsayalım. O halde yalanı nasıl anlayacağız.

İnsan yalan söylerken gerçek ürettiği enerjiden farklı bir enerji üretmeye başlar. Vücudunun akışı terse döner. Beyinde limbik sistem duygularımızı kontrol eder. Normalde hatırlamak için gözümüzün sola gitmesi gerekiyordu öyle değil mi? 

Hadi, hep birlikte deneyelim:

Dün ne yemek yediniz? Hatırlayabilmeniz için gözünüz sol tarafa kaydı öyle değil mi? Hala hatırlayamadınız mı? Biraz daha düşünün. Şimdi oldu. Eğer sizin sol tarafa bakmanızı engelleseydim inanın asla hatırlayamazdınız. Milisaniye dahi olsa bu göz hareketi gerçekleşmek zorundadır. Tekrar hatırlatıyorum, solaklar için sistem ters çalışır. Hatırlamak için sağa bakarlar. Kurgulamak için sola bakarlar. 

Şimdi yalanı ayırt etme konusuna geri dönelim. Dün ne yemek yediğinizi yeniden soracağım. Ve lütfen bu defa yalan söyleyin. Ne oldu? Şimdi de kurgulamak için çok kısa süreliğine dahi olsa gözünüz sağ yukarıya kaydı öyle değil mi? 

İşte bu göz hareketleri bize her şeyi anlatıyor. Ayrıca yalan söyleyen kişi, size daha önce kurguladığı bir yalanı anlatacaksa, gözlerini sizin gözlerinize kilitler ve hatırlamak için gözünün sola hiç kaymadığını fark edersiniz. Çünkü böyle bir anıya sahip değildir. Bu sadece kurgulanmıştır.

Beyin yalanı ve gerçeği ayırt etmez. Sizin söylediklerinize inanır. Ancak duyguların ortaya çıkmasıyla kişinin ürettiği enerji değişir. Dolayısıyla duygular da değişir. Yalan söylemeyi düzenli hale getirmiş insanların vücut akışları bozulur. Beden yalana kendini inandırmak için direnç göstermeye ve doğru söylediğinde verdiği gerçekçi tepkileri vermeye çabalar. Bu da doğal akışı bozarak kişiyi hasta eder. 

Önceki ve Sonraki Yazılar