Dr. Taner Akman

Dr. Taner Akman

Elektrikli araç sağlık açısından güvenli mi?

Bir toplumun sağlık bilincini ölçmek istiyorsanız, neler bildiğine değil, nelerden korktuğuna bakın.

Çocuğuna 15 yaşından önce saatlerce telefon ve tablet veren, gelişmekte olan beynin ekran bağımlılığıyla nasıl şekillendiğini hiç sorgulamayan; benzinli aracına yakıt alırken 5–10 dakika boyunca içinde kanserojen benzen ve türevleri bulunan buharı soluyan ama bunu önemsemeyen; evinde gece boyunca Wi-Fi açık, elinde telefonla uyuyup uyku hijyenini, melatonin ritmini hiç düşünmeyen; çocuğunu gece lambasının altında uyutup ışığın melatonin üretimini baskıladığını ve bunun lösemi gibi bazı kanser türlerine sebep olduğunu hesaba katmayan; sigaranın sadece nikotin olmadığını, içinde arsenik, karbon monoksit, formaldehit gibi yüzlerce toksik ve kanserojen madde bulunduğunu bilmeyen ya da bilip de umursamayan; içtiği çayın radyasyon ve boyar madde içeriğini, yediği baharatlardaki aflatoksin oranını, meyve sebzelerdeki pestisit kalıntılarını sorgulamayan; yıkamayla tamamen çıkmayan zirai ilaçların yıllar içinde birikici etkisini düşünmeyen; her gün tükettiği paketli gıdalardaki E ile başlayan katkı maddelerini hiç okumayan; kullandığı plastiklerin petrokimya kökenli olduğunu ve mikroplastik maruziyetini önemsemeyen; aldığı plastik damacana suyun toptancıda ve markette kaç saat güneşte bekletildiğini umursamayan; her temizlikte çamaşır suyu ve tuz ruhunu bilinçsizce kullanıp soluduğu gazların akciğerine neler yaptığını düşünmeyen; çamaşır makinesine eklediği yumuşatıcıyla yıkanmış giysilerin bile üzerlerinde oluşan kimyasal kaplama ile bebeğine, çocuğuna sürekli maruziyeti neticesi yapabileceklerini sorgulamayan insanlar, dönüp bana şu soruyu soruyor:

“Elektrikli araçtaki manyetik alan kanser yapar mı?”

İşte burada duruyorum. Çünkü burada mesele aslında bilgi eksikliği değil; riskleri yanlış sıraya koymak.

Bilim bize çok net bir çerçeve sunuyor. Her maruziyet aynı değildir, her “radyasyon” aynı değildir ve her korku bilimsel değildir. Elektrikli araçlarda oluşan elektromanyetik alanlar iyonlaştırıcı değildir; yani X-ray (Röntgen) ya da BT (Bilgisayarlı Tomografi) gibi DNA hasarı oluşturan radyasyonla aynı kategoriye girmez. Mekanizma olarak kanser oluşturma potansiyeli yoktur. Bu alanlar evimizdeki prizlerde, uzatma kablolarında ve günlük hayatta kullandığımız pek çok elektrikli cihazda, izlediğimiz televizyonda, cep telefonumuzda, bilgisayarımızda, beyaz eşyalarımızda bile zaten vardır. Elektrikli araçlar bu açıdan “yeni” bir risk değil, zaten içinde sürekli yaşadığımız bir maruziyetin devamıdır.

Uluslararası sınırlar ve güvenlik eşikleri Dünya Sağlık Örgütü ve Uluslararası İyonlaştırıcı Olmayan Radyasyondan Korunma Komisyonu tarafından açıkça tanımlanmıştır. Elektrikli araçlarda ölçülen değerler bu sınırların çok altındadır. Ben bu konuyu sadece teoride bırakmadım. Kendi elektrikli aracımın manyetik alan ve radyasyon ölçümlerini, MR ve BT cihazları tamiri yapan bir firmada çalışan mühendis arkadaşıma da yaptırdım. Sonuç son derece netti: Değerler gayet temizdi ve benzinli araçlardan anlamlı bir fark yoktu.

En çok merak edilen nokta kablosuz şarj alanı. Orada ölçülen elektromanyetik alan da insan sağlığı açısından zararsız kabul edilen seviyelerin altında. Hatta çoğu zaman evde öylece duran ve kullanılmayan uzun kablolu bir üçlü priz çevresinde oluşan manyetik alandan bile daha düşük düzeyde. Yani insanlar farkında olmadan zaten çok daha yüksek manyetik alanların içinde yaşıyor ama onları ne sorguluyor ne de azaltmak için bir çaba sarf ediyor.

Sağlık için gerçek riskler ise çok daha somut ve bilimsel olarak iyi tanımlanmış durumda. Benzin buharındaki benzen, sigara dumanındaki yüzlerce toksik ve kanserojen bileşik, pestisit kalıntıları, aflatoksinler, işlenmiş gıdalar, iç ortam hava kirliliği… Bunların her biri için elimizde güçlü veriler var.

Ama insanlar çoğu zaman görünmeyen ve korkutucu gibi anlatılan şeylere odaklanmayı tercih ediyor.

Daha da çarpıcı olan şu: “Aşıda alüminyum var” diyerek çocuğuna ücretsiz olduğu halde aşı yaptırmayan bir ebeveyn, gidip marketten üstüne para vererek yüksek miktarda alüminyum ve ilave bir sürü katkı maddesi içeren gofretleri, şekerlemeleri, sağlığa zararı kanıtlanmış birçok ıvır zıvır yiyeceği ve içeceği hiçbir sorgulama yapmadan satın alıp çocuğuna her gün yedirebiliyor, içirebiliyor. Aşıdaki eser miktarların kesinlikle zararsız olduğunu bir türlü anlatamıyorsunuz ama içeriği belirsiz, yüksek doz katkı içeren ürünler sorgusuz tüketiliyor. Bu sadece küçük bir örnek. Aynı tabloyu yaşam alanlarında da görüyoruz. Yüksek gerilim hattının dibinde emsallerine göre ucuz diye ev alınır, sonra çocuk kanser olunca kader denir. Evde izolasyon yapılmaz, rutubet içinde yaşanır, sonra astım gelişince başka sebepler aranır.

Ama konu elektrikli araç olunca nedense herkes bir anda mikroskobik hesaplar yapmaya başlıyor. Bunun arkasında tek bir neden yok; ama birkaç güçlü dinamik aynı anda çalışıyor. İnsan zihni, yıllardır kullandığı ve “alıştığı” şeyleri daha güvenli sanma eğilimindedir. Fosil yakıtlı araçlar hayatımızın o kadar parçası oldu ki, onların risklerini görünmez kabul ediyoruz. Buna karşılık elektrikli araçlar “yeni” olduğu için, bilinmezlik hissi otomatik olarak abartılı bir risk algısı yaratıyor. Psikolojide buna “yenilik korkusu” ve “alışılmış olana güven yanlılığı” denir. Öte yandan yıllardır fosil yakıt etrafında kurulmuş dev bir ekonomik düzen var; bu düzenin doğrudan ya da dolaylı olarak yeni teknolojilere karşı direnç üretmesi de şaşırtıcı değil. Medyada ve sosyal çevrede dolaşan eksik ya da çarpıtılmış bilgiler bu algıyı daha da besliyor. Sonuçta insanlar gerçek riskleri küçümserken, yeni ve anlamadıkları şeyleri büyütmeye daha yatkın hale geliyor. Bu yüzden mesele çoğu zaman bilimsel gerçeklerden çok, alışkanlıkların, korkuların ve yönlendirilen algının birleşimi oluyor.

Bilim bize her zaman şunu söyler: önemli olan maruziyetin varlığı değil, dozu, süresi ve biyolojik etkisidir.

Bugünün bilimsel verileriyle bakıldığında elektrikli araçlar sağlık açısından yeterince güvenlidir. Ben bir hekim olarak kendi elektrikli aracımı gönül rahatlığıyla ve güvenle kullanıyorum. Asıl üzerinde durulması gereken konu, hayatımızın içindeki gerçek riskleri doğru tanıyabilmek ve dikkatimizi gerçekten zararlı olanlara yöneltebilmektir.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.