1. YAZARLAR

  2. Pınar Yeşiltay Sevim

  3. İÇİMİZDEKİ ÇOCUK
Pınar Yeşiltay Sevim

Pınar Yeşiltay Sevim

Yazarın Tüm Yazıları >

İÇİMİZDEKİ ÇOCUK

A+A-

“Oyun, insanı dünyaya ve sosyal yaşama hazırlayan kurgusal bir etkinliktir. Bedensel, zihinsel, sosyal ve duygusal yönden yaşama, yaşamın gerçekliğine bir hazırlıktır. Çocuk için bir nevi hayat provasıdır. Oyun ile birlikte çocuk birçok sosyal rolü deneyimleme olanağı elde eder. Çocuk, anne, baba, öğretmen gibi rolleri; gözlemlediği meslekleri deneyimleme fırsatına kavuşur. Bu onların, gerçek hayattaki ilişki ve deneyimleri dramatize ederek istek ve ihtiyaçlarını dile getirme fırsatı olmaktadır. Oyun kurulumunda çocuğun “ ben öğretmen olacağım.” ya da “ben baba, sen anne, o da çocuk olsun…” gibi edindikleri rol dağılımları, yine oyun içerisinde bu rollerin karşılaştığı sorunları rol içerisinde kalarak çözümlemelerini sağlar.”

892bbf48-1866-4596-bccd-a3b8132676ff.jpgYukarıdaki paragraf çalışma arkadaşım ve dostum Sanat Danışmanı, Genel Sanat Yönetmeni, Tiyatro Eğitmeni ve Yaratıcı Drama Eğitmeni (beş parmağında beş marifet) Kerem Yalçın hocam’a ait.

Kerem Hocam çalışma hayatımda tanıştığım en değerli kazanımlardan biri benim için, hem çalışma arkadaşım hem aile dostum. Her yaratıcı drama etkinliğinin ardından oturup kahvelerimizi yudumlarken çocuklara ilişkin çözümlemelere değiniriz. Günün en keyifli ve en doyurucu anlarıdır aslında bizim için. Çünkü oyun ve drama ile çocukların aktardıkları psikolojik geri bildirimlerin analiz saatidir o kahve sohbetleri bizim için.

Eğer bir çocuk oyuna katılma konusunda hevesli, oyunun kurallarını kendine göre tanımlamak istiyor ya da oyunu bir nevi kendileştiriyorsa en verimli ders işlenmiş çocuğun duygu dünyasına ve psikolojik alt yapısına bir kapı açılmıştır bizim için. İşte bu nedenle aslında bir terapi niteliği kazanır oyun. Gerek bireysel gerekse grup oyunlarında ve drama etkinliklerinde çocuğun kendisi olması, hayallerinden dem vurması, içini açması ve psikolojisini yansıtmasını bekleriz ve bunun için de çocuğun bizlere güveniyor olmasını ön şart kabul ederiz.

İşte Kerem Yalçın da tam anlamıyla bir çocuk dünyasına yolculuk uzmanı benim gözümde. Bakın oyuna ilişkin neler diyor işin uzmanı bizlere:

“Oyun, çocuğun günlük hayatta gerçekleştiremediği isteklerini gerçekleştirmesine olanak sağlar ve ona kaygı veren olaylarla baş edebilmesinde ona yardımcı olan bir araçtır. Çocuklar bu dramatik oyunda kendi gerçeklikleri içinde yarattıkları kurgusal kendi dünyalarında, “gerçek yaşamda” karşılaştıkları ya da gözlemledikleri “gerçek problemleri” çözmeyi denerler. Bu deneyim ya da gözlemleri taklit ederler, yeniden denerler, tekrar sahnelerler ve tekrar “yaşıyormuş gibi” yaparlar. Bunu yaparken çocuklar gerek yaşıtı olan diğer çocukları, gerekse gözlemledikleri yetişkin bireyleri taklit etme olanağı bulurlar.

Çocuk oyun aracılığı ile; kazanmak, kaybetmek, heyecanlanmak, üzülmek, hayal kırıklığı, çaresizlik, mutluluk gibi bir çok duyguyu deneyimler. Oyun ile birlikte çocuk, çevresindeki diğer çocukların veya onunla oyun oynayan “içindeki çocuğu besleyen” yetişkinlerin duygularını nasıl yaşadığını gözlemleme olanağı bulur. Böylelikle hem duygularını keşfeder, hem başka bireylerin duygularını çözümlemeyi öğrenir. Nasıl ki bizler, yani yetişkin bireyler kişilik özelliklerimizi hayatta edindiğimiz tecrübelerle geliştiriyorsak; çocuklarımız da kişiliklerini oyunlarla geliştirirler. Böylece çocuk için en büyük sosyalleşme aracı olur oyun. Kural bilincini, diğer bireylerin hakkına saygı duymayı, topluluk içinde kendini ifade etmeyi, bir grubun üyesi olmayı çocuk oyun ile öğrenir. Ayrıca bu “rol değiştirme” ile edinilen cesaret, problemler karşısındaki olası çekimser tavrı azaltma konusunda bir deneyim fırsatı da sunmaktadır. 
Oyunun yukarıda bahsettiğim öğretici yanlarının yanı sıra, çocuk oyunun kendisine sağladığı  “güvenli dünyada” duygularını özgürce açığa çıkarır. Bu da oyunun daha önce bahsettiğimiz “ başka türlü olmak” kavramı sayesinde çocuğa verdiği “yansıtma” olanağı ile gerçekleşir. Çocuk bu açıdan, oyun sürecinde özgürleşir, kaygılarını ve korkularını, arzularını ve isteklerini bu “yansıtma” yoluyla açığa çıkarmaktadır.Örneğin oyun içerisinde bir anneyi,babayı veya herhangi bir meslek gurubu rolünü canlandıran çocuk,sosyal çevresi içinde dile getiremeyeceği bir çok duygu ve isteği bu hayali kurgu içerisinde aktarabilir.Oyunda rol aracılığı ile yansıtmalar yalnızca canlandırma yoluyla değil; nesne ya da oyuncaklar da  gerçekleşebilir.Örneğin roller oyun içerisinde kullanılan nesneler, kuklalar ya da oyuncaklar ile karakterize edilebilir.Bu “oyun malzemeleri” birer yansıtma aracı olurlar.Çocuk bu malzemeler yoluyla  istek ya da kaygılarını daha rahat ve korkusuzca dile getirme olanağı bulur.

cute-little-girl-standing-with-painted-fingers_23-2148037848.jpg

Peki bu “yansıtma”, ”başka türlü olmak” ya da basit tanımıyla “taklit etmek” neden çocuğa, daha doğrusu çocukluktan bu yaşımıza kadar bize; yani insana haz verir? Neden bu kadar eğlencelidir? Oyun ve eğlence neredeyse birbirinden ayrılmaz iki unsur olmuştur her zaman. “Taklit etme ve taklitten hoşlanma insanın doğasında vardır. Bunun nedeni insanın öğrenmeden aldığı hazdır. İnsan taklit edilenin bilgisini öğrenme isteği ya da taklit edenin yeteneğini kavrama arzusu nedeniyle taklitten haz alır.” der Aristoteles. Taklit aslında bir nevi “yeniden yaratma”, ”yeniden ortaya çıkarma”dır. Çünkü gerek çocuk, gerekse yetişkin birey taklit erken bilinçli ya da bilinçsiz taklit ettiği şeye kendi yaşanmışlıklarını, tecrübelerini ve kendi karakter özelliklerini de ekler. Bu da oyunun  “yaratıcı” yanını ortaya çıkarır. Çocuk oyun oynarken kendisinde var olan yaratıcılık gücünü harekete geçirir ve böylelikle hayal gücü gelişir. Oyun, Aristoteles’e göre “faydalı ya da zorunlu olduğu için değil; yüksek ve özgür kişilere yakışır nitelik taşıdığı için” yaşamın ayrılmaz bir parçasıdır. Ona göre oyun sayesinde birey, düzen dışı olanı, farklı olanı, beklenmedik olanı keşfetme olanağı bulur.Bu oyunun yaratıcı niteliğidir.Keşfetmeye olan merak, oyunla birlikte “Bu ne?” sorusunu “Bununla ne yapabilirim?” sorusuna bırakır. Yani, teori pratiğe; gözlem işleve kavuşmuş olur.

Toplumumuzun sağlıklı sosyal ilişkilere sahip bireylerle var olmasını istiyorsak; çocuğumuzun  ve bizi biz yapan “içimizdeki çocuğun” oyun oynama özgürlüğünü engellememeliyiz. Gerek çocuğumuzun yaşıtları ile, gerekse bizim çocuğumuz ile geçirdiğimiz “oyun zamanı” hem çocuğumuz için hem de “içimizdeki çocuk” için en önemli ruhsal besinlerden biridir.O halde tüm anne babalara ve eğitimci arkadaşlarıma kaliteli “oyun zamanları” diliyorum. Unutmayın; çocuğumuzun ve “içimizdeki çocuğun” oyun oynamasını engellemek, oyunu elinden almak, onun çocukluğunu, sosyal gelişimini, ifade özgürlüğünü, hayal gücünü ve yaratıcılığını  elinden almaktır.”


 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum