Pınar Yeşiltay Sevim

Pınar Yeşiltay Sevim

Kapıyı Açan Beyin: Çağla Tuğaltay Vakası Bize Ne Öğretiyor?

Çağla Tuğaltay…

Bu isim, Türkiye’de sadece bir adli dosya değil; aynı zamanda zihnin, dikkatin ve insan davranışlarının nasıl çalıştığını anlamak için güçlü bir vaka.

Bir beyin koçu olarak bu olaya sadece “bir cinayet” olarak bakmak eksik kalır. Bu dosya aslında bize üç kritik şeyi anlatır: dikkat, algı ve karar verme sistemleri.

O gün, 15 yaşında bir genç kız okuldan eve geliyor. Günlük hayatın en sıradan anlarından biri… Beyin açısından bakarsak bu, “otomatik pilot” dediğimiz sistemin devrede olduğu bir zamandır. İnsan beyni tanıdık ortamlarda risk algısını düşürür. Ev, en güvenli alan olarak kodlanır. Bu yüzden insanlar evde daha az tetikte, daha az dikkatli ve daha fazla “açık” haldedir.

İşte bu olayın en kritik noktası tam da burada başlar.

Kapıda bir tehdit yoksa, zorla girilme yoksa, o zaman beyin şunu yapar:

“Bu kişi güvenli.”

Bu, nörobilimde “güven varsayımı” olarak adlandırılır. Beyin, tanıdığı ya da tanıdık gibi görünen birine karşı savunma sistemini otomatik olarak düşürür. Bu durum özellikle çocuklarda ve ergenlerde çok daha belirgindir. Çünkü prefrontal korteks – yani risk değerlendirme ve karar verme merkezi – henüz tam gelişmemiştir.

Çağla’nın kapıyı açması, içeri birini alması ya da iletişim kurması…

Bunların hepsi beynin doğal bir sonucu olabilir.

Bu noktada ikinci kritik kavram devreye girer:

Dikkat körlüğü (inattentional blindness).

Bir insan bir şeye odaklandığında, başka önemli bilgileri kaçırabilir. Örneğin, evine giren biriyle konuşurken, karşısındaki kişinin niyetini fark edemeyebilir. Çünkü beyin o anda “konuşma” ve “anlama” görevine odaklanmıştır.

Bu, günlük hayatta da sıkça yaşadığımız bir durumdur

Telefonla konuşurken karşıdan karşıya geçmek, ders çalışırken gelen tehlikeyi fark etmemek ya da birine güvenip sınır koyamamak…

Beyin aynı anda her şeyi değerlendirmez.

Seçer.

Ve bazen yanlış şeyi seçer.

Bu davada dikkat çeken bir diğer nokta, olayın hızlı ve sessiz gerçekleşmiş olmasıdır. Bu durum bize şunu düşündürür:

Fail, ya çok kontrollü ya da çok tanıdıktı.

Çünkü insan beyni tehdit algıladığında üç temel tepki verir:

kaç – savaş – don.

Eğer kişi bağırmamış, kaçmamış ya da uzun süre mücadele etmemişse, bu genellikle “donma tepkisi” ile açıklanır. Donma tepkisi, beynin ani ve beklenmedik tehdit karşısında verdiği bir şok halidir. Özellikle tanıdık birinden gelen tehditte bu çok daha sık görülür.

Yani beyin şunu yaşar:

“Bu kişi tanıdık… ama şu an bir şeyler yanlış… ama ne?”

Bu birkaç saniyelik kararsızlık, bazen hayatın en kritik anıdır.

Bu davanın yıllardır çözülememiş olması da ayrı bir bilişsel boyut içerir:

insan hatası ve dikkat eksikliği.

Bir soruşturma sadece delillerle değil, o delilleri işleyen insanların dikkat kalitesiyle ilerler. İlk anlarda yapılan küçük bir hata, yanlış bir varsayım ya da eksik bir analiz… yıllarca sürecek bir karanlığa dönüşebilir.

Beyin burada da devrededir.

İnsanlar genellikle ilk oluşturdukları hipoteze bağlanır. Buna “bilişsel sabitlenme” denir. Yani bir kez “katil şu olabilir” diye düşünüldüğünde, beyin diğer ihtimalleri daha az görmeye başlar. Bu da soruşturmalarda ciddi sapmalara neden olabilir.

Bugün televizyon programlarında bu davanın hâlâ konuşulmasının nedeni sadece merak değil. İnsan zihni “tamamlanmamış hikâyeleri” sevmez.

Beyin, belirsizlikten hoşlanmaz.

Cevapsız sorular, zihinde açık döngü oluşturur.

Bu yüzden insanlar bu tür vakalara tekrar tekrar döner. Çünkü beyin bir son ister. Bir anlam ister. Bir kapanış ister.

Ama bu dosyada o kapanış yok.

Peki bu olay bize ne öğretir?

Birincisi, dikkat bir beceridir ve eğitilmelidir.

Çocuklara sadece ders çalışmayı değil, insanları okumayı, sınır koymayı ve risk algısını öğretmek gerekir.

İkincisi, güven otomatik değil, bilinçli olmalıdır.

Beyin herkesi “iyi” varsayma eğilimindedir. Bu doğal ama tehlikeli bir mekanizmadır.

Üçüncüsü, duygular ve gerçeklik her zaman aynı değildir.

Birini tanıyor olmak, onu güvenli yapmaz. Beyin bunu karıştırabilir.

Bugün beyin gelişimi ve dikkat eğitimi üzerine çalışan biri olarak şunu çok net söylüyorum:

Biz çocukları sadece akademik başarı için değil,

hayatta kalma, doğru karar verme ve kendini koruma becerileri için eğitmeliyiz.

Çünkü zeka tek başına yeterli değildir.

Dikkat olmadan zeka yönsüzdür.

Farkındalık olmadan bilgi işe yaramaz.

Çağla Tuğaltay davası çözüldüğünde belki bir isim bulunacak.

Ama asıl mesele bu değil.

Asıl mesele şu:

Bir daha böyle bir olayın yaşanmaması için

beyni, dikkati ve insan davranışını doğru anlamak.

Ve çocuklara sadece ders değil,

hayatı öğretmek.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.