Dr. Taner Akman
Karadut Lekesi
Bir zamanlar, birbirlerine bakınca dünyanın geri kalanını susturabilen iki genç vardı. Aynı duvarlara yaslanan evlerde büyüdüler; aynı gökyüzünü seyrettiler, aynı rüzgârı soludular. Kızın adı Tispe’ydi, delikanlınınki Piremus. Daha çocukken başlayan bir yakınlıktı bu; masum, sessiz ve zamanla derinleşen bir sevgi. Öyle bir sevgi ki, söze ihtiyaç duymadan anlaşılabiliyordu. Ama dünya her zaman aşka yer açmaz. Aileler karşı çıktı. Duvarlar yükseldi. Yasaklar kondu. Yine de kalbin önüne set çekilemedi.
Geceler, onların sığınağı oldu. Bir gece, gizlice ormanda, eski bir ağacın altında buluşmaya karar verdiler. O ağaç, o ana kadar sıradan bir ağaçtı belki; ama aşkın dokunduğu hiçbir şey sıradan kalmaz. Tispe önce geldi. Kalbi hem heyecanla hem korkuyla atıyordu. Ve o anda… Uzaktan, ağzından kanlar akan kocaman bir aslan belirdi. Dünya bir anlığına durdu. Tispe’nin nefesi kesildi. Can havliyle yakındaki bir mağaraya sığındı. Kaçarken boynundaki eşarp yere düştü. Fark etmedi. Çünkü insan korkarken, sevdiğini değil, hayatta kalmayı düşünür.
Bir süre sonra Piremus geldi. Sevdiği kadının yokluğunu fark etti. Tam o sırada, aslanı gördü. Ve yerde… Parçalanmış bir eşarp. Tispe’nin eşarbı. O an, kalbi aklından hızlı davrandı. Sevdiğinin öldüğüne inandı. Onsuz bir hayat düşünemedi. Çünkü bazı aşklar, “sonra”ya bırakılmaz. Çünkü bazı insanlar, sevdikleri yoksa zaten ölü sayılır. Hançerini çıkardı. Göğsüne sapladı. Kanı toprağa aktı. Aşk, sessizce yere yığıldı.
Bir süre sonra Tispe, mağaradan çıktı. Korkusunu yutmuştu. Ağaçtan gelen sessizlik, içini ürpertti. Ve sonra… O manzara. Piremus’un cansız bedeni. Elinde hâlâ Tispe’nin eşarbı vardı. Her şey bir anda anlaşıldı. Yanlış anlaşılmaların en acısı, en geri dönülmezi yaşanmıştı. Tispe dizlerinin üzerine çöktü. Bağırmadı. Ağlamadı. Çünkü bazı acılar ses çıkarmaz. Hançeri aldı. Bir an bile tereddüt etmedi. Çünkü aşk, yalnız kalmayı kabul etmez. Göğsüne sapladı. Bedeni, Piremus’un bedeninin üzerine düştü. Ölüm bile onları ayıramadı.
Ve Tanrı, bu yüce acıyı unutulmaz kılmak istedi. O ağacı onlara adadı. Piremus’un kanı, ağacın meyvesine karıştı; meyveler karardı. Tispe’nin gözyaşları, ağacın yapraklarına sindi. O günden sonra karadut ağacı, bir aşkın hatırası oldu.
Derler ki, karadutun lekesi çıkmaz. Ne kadar yıkarsan yıka, o iz kalır. Ama bilmeyenler için küçük bir sır vardır: Elinize ağacın yaprağını alıp ovuşturursanız, leke çıkar. Sanki Tispe, hâlâ Piremus’un kanını silmeye çalışıyordur. Sanki aşk, hâlâ yarayı iyileştirmeye uğraşıyordur.
Belki de bazı lekeler çıkmaz; çünkü unutulmamalıdır. Belki de bazı acılar, dünyada bir iz bırakmak zorundadır. Karadut lekesi gibi… Aşkın bedeli ağırdır, ama hatırası ölümsüzdür. Ve bazı hikâyeler vardır ki, yüzyıllar geçse de insanın kalbinde taze bir yara gibi kanamaya devam eder

Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.