Pınar Yeşiltay Sevim

Pınar Yeşiltay Sevim

KidzBrain: Beyin Okuryazarlığı ile Başlayan Yeni Nesil Öğrenme Hareketi

"İnsan beynini tanımadan kendini gerçekten tanıyabilir mi?"

Hayatım boyunca bu sorunun peşinden yürüdüm. Belki ilk kez kızımın sınıfındaki bir öğrencinin, gözleri pencereden dışarıya dalmış olduğunu izlerken düştü aklıma. Belki bir seminerimde öğretmenlerin "Hocam, anlattığım her şeyi biliyorlar ama dikkatlerini beş dakikadan fazla toparlayamıyorlar." dediği anda. Belki de çocuğunun neden bu kadar çabuk sıkıldığını anlamaya çalışan bir annenin sessiz endişesinde...

Ne zaman başladığını tam olarak hatırlamıyorum. Bildiğim tek şey, yıllar boyunca karşılaştığım her çocuk, her öğretmen, her aile bu soruyu biraz daha büyüttü. Çünkü gördüğüm tablo hep aynıydı. Çocuklar öğrenmek istemiyor, öğretmenler öğretmeyi bilmiyor ya da anne babalar ilgisiz değildi. Buna rağmen hepimiz aynı cümleleri kuruyorduk.

"Dikkatini ver."

"Biraz daha odaklan."

"Biraz daha sabret."

"Daha çok çalış."

Peki gerçekten biliyor muyduk, dikkat nasıl oluşur? Odaklanma beyinde nasıl başlar? Hafıza neden bazı bilgileri yıllarca saklarken bazılarını birkaç dakika içinde siler? Bir çocuk neden aynı anda hem çok meraklı hem de çok çabuk sıkılan biri olabilir?

Aslında biz davranışları konuşuyorduk. Ama davranışları ortaya çıkaran beyni konuşmuyorduk. İşte benim yolculuğum tam da burada başladı. Çünkü yıllar içinde fark ettim ki eğitim dünyasının en büyük eksikliği bilgi değil, Beyin bilgisi eksik. Çocuklara matematik öğretiyoruz ama matematiği öğrenen organı tanımıyoruz. Okuma yazma öğretiyoruz ama beynin okumayı nasıl öğrendiğini bilmiyoruz. Yeni nesil soruları çözmelerini bekliyoruz ama problem çözmenin hangi sinir ağlarını geliştirdiğini konuşmuyoruz. Hafızadan yüksek performans bekliyoruz ama hafızanın nasıl oluştuğunu anlatmıyoruz.. Belki de en büyük çelişkimiz bu. İnsanlık, uzaya araç gönderecek kadar gelişti, yapay zekâ birkaç saniye içinde makaleler yazabiliyor, karmaşık analizler yapabiliyor, milyonlarca veriyi aynı anda değerlendirebiliyor ancak hâlâ çocuklara kendi beyinlerini tanımayı öğretmiyoruz.

Oysa insanın sahip olduğu en değerli teknoloji kendi beyni değil mi? Ve ne yazık ki onun kullanım kılavuzu eğitim sisteminin hiçbir yerinde olmadığını gördüm. Bugün ilkokula başlayan bir çocuk yaklaşık on altı yıl boyunca eğitim alıyor. Binlerce saatini sınıflarda geçiriyor, yüzlerce sınava giriyor ve onlarca ders görüyor.Fakat mezun olduğunda hâlâ şunu bilmiyor:

"Dikkatim neden dağılıyor?"

"Motivasyonumu neden kaybediyorum?"

"Yeni bir alışkanlık edinmek neden bu kadar zor?"

"Kaygı öğrenmemi neden etkiliyor?"

"Hareket ettiğimde neden daha iyi düşünüyorum?"

"Uyku neden hafızamı değiştiriyor?"

Hayatımızın merkezinde duran organı tanımadan hayata hazırlanıyoruz. İşte tam bu yüzden bugün yalnızca eğitim sistemini değil, eğitim anlayışımızı yeniden düşünmek zorundayız. Çünkü yirmi birinci yüzyılın en önemli becerilerinden biri artık yalnızca okuma yazma değildir.

Dijital okuryazarlık, finansal okuryazarlık, medya okuryazarlığı konuşuyoruz. Belki de artık bunlardan önce konuşmamız gereken çok daha temel bir kavram var: Beyin okuryazarlığı.

Benim için beyin okuryazarlığı; beynin bölümlerini ezberlemek değildir.

Frontal lobun yerini bilmek değildir.

Nöron ya da nöroplastisite kelimesini doğru telaffuz etmek de değildir.

Beyin okuryazarlığı, kendi zihinsel süreçlerini fark edebilmektir.

Dikkatinin neden dağıldığını anlayabilmektir.

Hafızanın nasıl güçlendiğini bilmektir.

Bir alışkanlığın neden oluştuğunu fark edebilmektir.

Duyguların kararlarımızı nasıl etkilediğini görebilmektir.

En önemlisi de öğrenmenin yalnızca bilgi almak değil, beynin fiziksel yapısını değiştiren biyolojik bir süreç olduğunu kavrayabilmektir. İşte KidzBrain Learning Center tam da bu düşünceden doğdu.

Bir eğitim kurumu olmak için değil. Bir kurs olmak için hiç değil. Bir hareket başlatmak için. Çünkü ben uzun yıllardır şuna inanıyorum: Çocukların daha fazla bilgiye ihtiyacı yok. Daha iyi çalışan beyinlere ihtiyaçları var. Bilgi artık dünyanın en ulaşılabilir kaynağı.

Bir çocuk birkaç saniye içinde yapay zekâya istediği soruyu sorabiliyor. Telefonundan dünyanın en iyi üniversitelerindeki derslere ulaşabiliyor. Bilgiyi ezberlemek artık başarı ölçütü olmaktan çıkıyor. Asıl mesele, o bilgiyle ne yaptığı. Onu nasıl yorumladığı. Nasıl ilişkilendirdiği. Nasıl sorguladığı. Nasıl ürettiği. Ve bütün bunları yapabilmesi için önce beynini tanıması gerekiyor.

Tam da burada içinde yaşadığımız çağın çocuklardan beklediği beceriler ile onlara sunduğumuz öğrenme ortamları arasında derin bir çelişki olduğunu görüyorum. Bir yandan yaratıcı, sabırlı, üretken ve eleştirel düşünebilen bireyler yetiştirmek istiyoruz; diğer yandan onları hiç olmadığı kadar hızlı, parçalanmış ve sürekli dikkat talep eden bir dijital dünyanın içine bırakıyoruz. Çocukların dikkat süreleri, bekleme toleransları, problem çözme alışkanlıkları ve hatta oyun oynama biçimleri dönüşüyor. Artık mesele yalnızca "çocuklar eskisi gibi değil" demek değil; onların büyüdüğü dünyanın beyni nasıl şekillendirdiğini anlayabilmek.

Dijital çağın sunduğu anlık ödüller, sınırsız içerik akışı ve sürekli değişen uyaranlar, beynin ödül sistemini her zamankinden daha yoğun biçimde çalıştırıyor. Bir zamanlar emek vererek ulaşılan haz, bugün tek bir dokunuşla elde edilebiliyor. Beklemek, sabretmek, sıkılmak ve sürecin içinde kalmak giderek zorlaşıyor. Oysa gelişen beyin yalnızca sonuca değil, sonuca ulaşırken yaşanan çabaya da ihtiyaç duyar. Öğrenme, çoğu zaman bekleyebilme becerisinin üzerine inşa edilir.

1970'li yıllarda Walter Mischel'in yürüttüğü ve psikoloji literatürüne Marshmallow Deneyi olarak geçen araştırma, çocukların önlerindeki tek marshmallow'u hemen yemek yerine biraz beklediklerinde ikinci bir ödül kazanabileceklerini gösteren basit ama etkileyici bir tasarıma dayanıyordu. Araştırma yıllar boyunca öz denetim, yürütücü işlevler ve haz erteleme becerileri üzerine sayısız çalışmaya ilham verdi. Daha sonraki araştırmalar, bu becerilerin yalnızca iradeyle değil; çocuğun içinde büyüdüğü çevre, güven duygusu, aile deneyimleri ve sosyoekonomik koşullarla da yakından ilişkili olduğunu ortaya koydu. Ancak bütün bu çalışmaların ortaklaştığı önemli bir gerçek vardı: Haz erteleme becerisi geliştirilebilir bir beceridir ve beynin ön bölgelerinde yer alan yürütücü işlevlerle yakından ilişkilidir.

Bugün ise çocuklarımız, tarihte hiçbir kuşağın karşılaşmadığı kadar yoğun bir anlık ödül ekosisteminin içinde büyüyor. Her bildirim sesi, her kısa video, her dijital oyun başarısı beynin dopaminerjik ödül devrelerini yeniden uyarıyor. Burada sorun dopamin değil; dopaminin doğal öğrenme döngüsünün sürekli yüksek uyarılma ile yeniden şekillenmesi. Beyin, sürekli hızlı ödüllere alıştığında uzun süre emek gerektiren öğrenme süreçleri eskisi kadar çekici gelmeyebiliyor. Beklemek zorlaşıyor. Sabır zorlaşıyor. Derinleşmek zorlaşıyor. İşte bu noktada nörotransmitterleri tanımak, dengesizliğinde meydana gelebilecek belirtileri bilmek ve gelecek nesilleri günden güne bozulan dopamin dengesi konusunda hazırlamak da KidzBrain’in hedefleri arasında. Kısaca buna topyekün beyin hareketi dememiz mümkün aslında. Çünkü KidzBrain farkındalığındaki hedefimiz bütüncül olarak çocukların beyin verimliliğini arttırmak, sinaptik güçlenmelerini sağlamak ve yeni teknolojilerin modern yüzyılın pompaladığı çılgınlıklar karşılığında bilinçli olmalarını sağlayarak bütüncül bir bakış açısı kazandırmak.

Diğer yandan Bblki de bugün çocuklarımızın dikkat problemi yok. Belki onların asıl problemi, dikkatlerini korumak için tasarlanmamış bir dünyada büyüyor olmaları.

İşte KidzBrain ve Türkiye geneli İzmir’den Hatay’a 26 temsilciliği tam bu nedenle doğdu. Uluslararası Akredite bir kurum olan KidzBrain’de International Brain Coaching and Cognitive Mind Certification Program ile yeni eğitmenler ve beyin antrenörleri yetiştirmeye devam ediyoruz.Yetiştirdiğimiz eğitmen ve temsilcilerimiz aracılığı ile ülke genelinde genel bir Beyin harekatı başlattık. Çünkü biz çocukların yalnızca bilgiyle değil, kendi beyinleriyle tanışmalarını istiyoruz. Dikkat’in paradan daha öneml bir ekonomik unsur haline geldiği günümüzde bir çocuk beynini tanımaya başladığında yalnızca daha dikkatli olup daha iyi öğrenmez, kendine bakışı değişir. Öğretmeni değişir. Ailesi değişir. Ve belki de en önemlisi, geleceği değişir.

PINAR YEŞİLTAY SEVİM KİMDİR?

Pınar Yeşiltay Sevim, Türkiye'de nörobilim temelli eğitim, beyin gelişimi ve bilişsel beceriler alanında çalışan bir eğitimci, yazar, konuşmacı ve girişimcidir. Aynı zamanda KidzBrain markasının kurucusudur. Çalışmalarını çocuklar, ebeveynler, eğitimciler ve yetişkinlerin dikkat, hafıza, öğrenme ve bilişsel performanslarını geliştirmeye yönelik programlar üzerine yoğunlaştırmakta olup ve eğitimde beyin farkındalığı harekatının öncüsüdür.

Öne çıkan çalışma alanları arasında:

Nörobilim temelli öğrenme ve beyin gelişimi

Dikkat, odaklanma ve hafıza geliştirme

Beyin koçluğu ve bilişsel beceri eğitimleri

Öğretmen, eğitmen ve ebeveyn eğitimleri

Çocuklarda yürütücü işlevler ve öğrenme süreçleri

Kurumsal eğitimler ve yeni nesil öğrenme modelleri bulunmaktadır.

Kurucusu olduğu KidzBrain, çocuklar, yetişkinler ve ileri yaş bireyleri için bilimsel temelli beyin gelişimi programları, dikkat ve hafıza çalışmaları ile beyin koçluğu eğitimleri sunan bir öğrenme merkezidir. Kurumun vizyonu; nöroplastisite ilkelerine dayalı, bilimsel ve uygulamalı eğitim modelleri geliştirmektir.

Yayınlanmış eserleri arasında şunlar yer almaktadır:

Annem Demişti Dersin

Sınır Ötesi Beyin Koçluğu

Beyin Koçuna 100 Soru Cevap 1

Beyin Koçuna 100 Soru Cevap 1

Mira ile Beyin Gelişimi Serisi (6 kitap)

Ayrıca Türkiye'nin farklı şehirlerinde seminerler, eğitim programları ve konferanslar düzenlemekte; özellikle dikkat ekonomisi, beyin okuryazarlığı, çocuk gelişimi ve bilişsel performans konularında konuşmalar yapmaktadır. İmza günleri yoğun ilgi görmekte ve instagramda @okuyananne olarak bilinmektedir.

Akıl Zeka Oyunları ve Kağıt Kalem Oyunlarının beyin eğitimine entegrasyonunu ilk gerçekleştiren kişidir.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.