Mert Hakan, o pazubandı kabadayılık ruhsatı değil!
Arif Çayan yazdı.. Mert Hakan, o pazubandı kabadayılık ruhsatı değil!
Maçı kaybedebilirsiniz. Gol kaçırabilirsiniz. Kötü oynayabilirsiniz. Futbol bunların hepsini kaldırır. Ama yenilginin öfkesini, sahada güvenliği sağlamaya çalışan polis memuruna yöneltmenin adı mücadele değildir. Hele kaptanlık hiç değildir.
Galatasaray’ın Fenerbahçe’yi 2-1 mağlup ettiği derbinin ardından, konuşulması gereken yalnızca futbol değildi. 27 Ekim 2026 tarihli haberlerde, maç sonundaki gerginliği yatıştırmaya çalışan polis ekipleriyle Fenerbahçe kaptanı Mert Hakan Yandaş arasında yaşanan tartışma da gündeme geldi.
Görüntülerde Yandaş’ın bir polis memurunu eliyle ittiği ve bir başka polis memuruyla sert bir tartışma yaşadığı aktarıldı. Olayın bütün koşullarına ilişkin değerlendirme ilgili mercilerin işi; ancak basına yansıyan bu davranışın spor ahlakı açısından eleştirilmesi için mahkeme kürsüsüne çıkmak gerekmiyor.
Benim itirazım tam da burada başlıyor.
Bir futbolcunun formasına gösterilmesini beklediği saygı, karşısındaki insanın üniformasına ve kişiliğine göstereceği saygıdan ayrı düşünülemez.
Mert Hakan Yandaş’ın daha önce yaşadığı adli süreci de doğru ifadelerle hatırlatmak gerekiyor. 2025 tarihinde Yandaş, futbolda bahis soruşturması kapsamında gözaltına alınmasının ardından tutuklandı.
3 Nisan 2026’da ise tahliye edildi. Fenerbahçe Kulübü de tahliye kararını duyurdu. Duruşmaya ilişkin haberlerde Yandaş’ın kendisine yöneltilen suçlamaları reddettiği aktarıldı.
Buraya açık bir çizgi çekiyorum: Tutuklanmış olmak, suçluluğun kesinleşmiş olması demek değildir. Masumiyet karinesi, kişinin suçluluğu kesin hükümle belirlenmeden suçlu kabul edilmemesini gerektirir.
Dolayısıyla geçmişte cezaevinde bulunmasını bugünkü eleştirimin yerine koymuyorum. Bir insanı eski bir soruşturmanın içine hapsetmek de gazetecilik değildir.
Ama şu da unutulmasın: Bir kişinin haklarına sahip çıkmak, kamuya yansıyan davranışlarını eleştiriden muaf tutmak anlamına gelmez.
Ne geçmişteki tutukluluk bugünkü olayın suçluluk delilidir ne de futbolculuk sıfatı bugünkü davranışın mazeretidir.

O POLİS SENİN RAKİBİN DEĞİL!
Mert Hakan…
Karşındaki polis memuru rakip takımın futbolcusu değil. Sana gol atmadı. Skor tabelasını değiştirmedi. O maçın sonucundan sorumlu değil.
Haberlerde anlatılan müdahalenin amacı, maç sonunda büyüyen gerginliği kontrol altına almak ve futbolcuları soyunma odasına yönlendirmekti. Yani güvenliğinizi sağlamaya çalışan görevlilerden söz ediyoruz.
Böyle bir ortamda bir kaptandan beklenen, tansiyonu artırması değil düşürmesidir. Arkadaşlarını sakinleştirmesi, araya mesafe koyması, takımını soyunma odasına götürmesidir.
Polisle yaşanan tartışmanın merkezine yerleşmek değil.
Hiç kimseye “Üniforma taşıyan kişi eleştirilemez” demiyorum. Bir görevlinin davranışına itiraz varsa o da somut biçimde ortaya konulmalı, dinlenmeli ve incelenmelidir. Fakat itiraz etmekle öfkeyi karşısındaki insana yöneltmek aynı şey değildir.
Haklı olduğunu düşünmek, istediğin gibi davranma hakkı vermez.
O üniformanın içinde de bir insan var. Saygınlığı var, emeği var, ailesi var. Onun insanlık onuru, karşısındaki kişinin şöhretine göre küçülmez.
Bir futbolcunun tanınırlığı, karşısındaki görevlinin sesini bastıran bir ayrıcalığa dönüşmemelidir.
KAPTANLIK, EN YÜKSEK SESLE BAĞIRMAK DEĞİLDİR
Kaptanlık pazubandı bir süs değildir. Zor anda taşınması gereken bir sorumluluktur.
Takım kazanırken tribünleri selamlamak kolaydır. Asıl mesele, takım kaybettiğinde kendini yönetebilmektir. Öfkeliyken ölçüyü korumak, tepki göstermek isterken temsil ettiğin kulübü düşünmek, arkadaşların gerilmişken onları sakinleştirebilmektir.
Benim kaptanlıktan anladığım budur.
Kaptanlık, kimin daha yüksek ses çıkaracağını belirleyen bir yarış değildir. Sert görünmekle güçlü olmak da aynı şey değildir. Bazen gerçek güç, bir adım geri çekilip olayın büyümesini önleyebilmektir.
Sahada mücadele etmek başka, saha sonunda gerilim üretmek başkadır. İkisini birbirine karıştırmayalım.
Olası bir “Derbinin stresi vardı” açıklaması da tek başına yeterli olmaz. Profesyonellik, yalnızca rahat anlarda doğru davranmak değildir; baskı altındayken de davranışlarının sorumluluğunu taşıyabilmektir.
Mert Hakan’dan beklenen, öfkesinin ne kadar büyük olduğunu göstermesi değil, o öfkeyi yönetebildiğini göstermesidir.
Çünkü kaptanlık, takım arkadaşlarına yalnızca nasıl kazanılacağını değil, nasıl kaybedileceğini de gösterebilmektir.
FENERBAHÇE’Yİ SAVUNMAK, HER DAVRANIŞI SAVUNMAK DEĞİLDİR
Bu noktada Fenerbahçe yönetimine de bir sözüm var.
Bir oyuncunun hakkını korumakla, o oyuncunun her davranışına gerekçe üretmek birbirine karıştırılmamalı. Oyuncunuzu dinleyin. Görüntülerin tamamını inceleyin. Görevlilerin anlatımlarını değerlendirin. Ama değerlendirmeyi yalnızca formanın rengine bakarak yapmayın.
Bir kulübün büyüklüğü, kendi oyuncusuna gerektiğinde “Bu davranış yanlıştı” diyebilmesinde de görülür.
Fenerbahçe sevgisini, polis memuruyla yaşanan bir gerilimin savunmasına dönüştürmek kulübe hizmet etmez. Taraftardan beklenen de kendi futbolcusunun her hareketine alkış tutması değildir.
Tam tersine, taraftarın kulübüne duyduğu bağlılık, formasını taşıyan kişiden daha fazla sorumluluk beklemesini anlamlı kılar.
Bu ölçü yalnızca Fenerbahçe için geçerli değil. Aynı davranış Galatasaraylı, Beşiktaşlı veya başka bir takımın futbolcusundan gelse de söyleyeceğim değişmez.
Benim meselem sarı-lacivert değil.
Benim meselem, hangi formayı giyerse giysin, bir futbolcunun kendisini davranışlarının hesabını vermekten muaf görmemesidir.
Bu nedenle basına yansıyan tavrı, ne sporun gerektirdiği saygıyla ne de Fenerbahçe kaptanlığının taşıması gereken sorumlulukla bağdaştırıyorum.
ÖZÜR DİLEMEK KÜÇÜLTMEZ, MAZERETE SIĞINMAK KÜÇÜLTÜR
Mert Hakan’ın bu olayla ilgili söyleyecekleri elbette dinlenmeli. Haberlerde eksik veya yanlış aktarılan bir durum varsa açıkça ortaya koymalı.
Ancak açıklama, yalnızca rakibi suçlayan bir konuşmaya dönüşmemeli. Maçın sonucu, hakem kararları veya tribünlerin tavrı, görev yapan bir polis memuruna yönelik davranışın değerlendirilmesini ortadan kaldırmaz.
Basına aktarılan itme ve sert tartışma için haklı bir açıklama bulunmuyorsa, doğru olan açıkça sorumluluk almak ve özür dilemektir.
Özür dilemek kaptanlık pazubandını küçültmez. O pazubandının arkasına saklanarak hiçbir şey olmamış gibi davranmak küçültür.
Ben kimsenin peşinen cezalandırılmasını istemiyorum. İlgili merciler olayın bütününü değerlendirsin; varsa ihlal, usulüne uygun biçimde ele alınsın.
Ama disiplin değerlendirmesini beklemek, sportmenlik konusunda susmak zorunda olduğumuz anlamına gelmez.
Futbolun ihtiyacı, her olayın ardından taraftarları karşı karşıya getiren yeni bir cephe değildir. Daha fazla sorumluluk, daha fazla özdenetim ve gerektiğinde söylenebilen açık bir “Yanlış yaptım” cümlesidir.
Mert Hakan…
Bir maçın yenilgisini sonraki maçta telafi edebilirsiniz. Fakat temsil sorumluluğundaki bir yanlışı, yalnızca sonraki maçta iyi oynayarak ortadan kaldıramazsınız.
Bunun için önce davranışınızla yüzleşmeniz gerekir.
Türk polisinin görev başındaki emeğine saygı göstermek, bir takıma taviz vermek değildir. Fenerbahçe’nin formasını taşımak da kimseye karşısındaki insanı itme veya öfkesinin hedefi yapma ayrıcalığı vermez.
Son sözüm açık:
Kaptanlık pazubandı dokunulmazlık değildir. Büyük futbolculuk yalnızca topa nasıl vurduğunuzla değil, öfkeliyken insana nasıl davrandığınızla da ölçülür.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.