Yeliz Pesenkurdu

Yeliz Pesenkurdu

SONSUZLUK VE SABIRSIZLIK…

Bazı kelimeler hayatımız boyunca sürekli değişime uğrar. Ama kim ya da kimler tarafından olduğu, hep başka bir hikâyedir.

Üstüm başım toprak içindeydi. Mahallenin bir ucundan eve kadar nasıl koştuğumu hatırlamıyorum bile. Belki de o gün, en mutlu günümdü. Kalbim deli fişek gibi fırlamıştı eve.  Kapıyı açmamla içeri dalmam bir oldu. Halimi gören abim yalpaladı. Elindeki sürahi parmaklarının arasından kayıvermişti. O an gözbebeklerinin elleri de kadar titrediğini gördüm. Belli ki çok korkmuştu. Ama bu beni durdurmaya yetmedi. Annem,  -sakinleştirmek için olsa gerek-  kolumdan tuttuğu gibi beni dizine oturttu. Nasıl sakinleşebilirdim ki? O gün, bisiklete bindiğim ilk gündü.

O dakikalar babam evde değildi. Bildim bileli yoksulduk. Bu yüzden daha iyi yaşayabilmemiz için sürekli daha çok çalışırdı. Bazen günlerce yüzünü görmezdik.

Derdimin ne olduğunu anlayan abim, gururundan  olsa gerek hiç itiraz etmedi. Çünkü babamın yokluğu (bir nevi) onu ailemizin diğer reisi yapıyordu. Yerdeki cam kırıklarını toplarken bisikleti kendisinin alacağını söyledi. Hatta söz verdi. İşte o sözle beraber kendimden tekrar geçmiştim. Annemin dizinden fırlayıp koltukların üstünde zıplamaya başladım.
Hâlbuki bisiklete bindiğim o ilk gün vardı ya… Nasıl olmuşsa kaşımı tam ortasından yarmışım. Zerre acı hissetmemiştim. Annem başındaki yemenisiyle yüzümü silerken yanağımdan süzülen o ılıklığı ter sanıyordum.

Abimin sözüyle beklemeye başladım… Gözüm kulağım hep kapıdaydı. Ne zaman eve gelse saf bir mutlulukla karşılıyordum onu. Sanki bisikletimin pedalına basmışım da etrafında fır dönüyordum. Çocukluk işte… Nerde ya da nasıl olursa olsun, Kurduğum hayaller, sonsuz olan o anı yaşamanı sağlıyordu.

Bugün yarın derken zaman geçti. Ortalıkta ne bisiklet ne de ona dair bir şey vardı. Suratım düştü. Konuşmuyor hatta sokağa bile çıkmıyordum. Bazen hep beraber sofradayken kaşığı sertçe tabağa geçiriyordum ki abimle göz göze gelebilelim… Ama sevgili abim ya anlamıyor ya da sallamıyordu beni. Sonunda dayanamayıp ‘’Ne zaman?’’ diye bağırdım. ‘’Ne zaman?’’

Bazen düşünüyorum da düşlerimizin gerçekleşmesi konusunda bu kadar sabırsızken sonsuza kadar sürmesini istediğimiz ne çok şey var.

Bisikletten haberi olmayan babam gözlüklerin üzerinden bana baktı. Benden bir açıklama bekliyordu. Ağlayarak bahçeye kaçtım. Tek bir kelime dahi edemedim. Hem konuşmaya takatim yoktu hem de hevesim kaçmıştı.
Bir köşeye çekilip saatlerce ağladım. Baltayı bir ağacın göbeğine saplarsın ya… İşte o kadar acımıştı içim. Abime, Ne zaman? diye sorduğum o an… Sabır, bendeki tılsımını çoktan yitirmişti.  Sanki dünyanın bütün meridyenlerini bitirmiş, bütün yörüngesini dolaşmıştım.  Ne zaman? diye sorduğum o an, kafamın içinde ayak basacak tek yer bırakmamıştım. Vazgeçmiştim galiba… Ve bu her neyse kalbimi sıkıştırmıştı. Az önce kelimeler anlam değiştiriyor demiştim ya… Sanırım benimde hikâyem de sabretmekle başladı.  

 Çünkü sabır, sonsuz bir zamanda istediğin her şeyin gerçekleşeceğini bilmek demekti

 Ama o günden sonra ne hayal kurdum ne de kurduğum hayalden haberdar oldum. 


      
 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.