1. YAZARLAR

  2. Erdal Özyıldız

  3. Yaklaşan Hüzün -1-
Erdal Özyıldız

Erdal Özyıldız

Yazarın Tüm Yazıları >

Yaklaşan Hüzün -1-

A+A-

Sevgili Canlar

İstedimki 10 Kasıma sayılı günler kala

O hüzünlü gün gelene kadar birkaç yazımı Ulu önder Atatürk’ün pek bilinmeyen veya ilginizi çekecek taraflarından bahsederek geçirelim.

Buyrun bakalım...

Türk müziğinden hoşlanan Mustafa Kemal Atatürk, eğlenceli toplantılarda Rumeli türkülerini dinlemeyi severdi. Hatta çocukluğunda bellediği bazı Rumeli türkülerinin çeyrek sesli gamlarını kendisi de rahatlıkla söylerdi. Değerli ses sanatkârlarını zaman za­man sofrasına çağırır, onları dinler, bazen şarkılara kendisi de katılırdı. Ancak gençlere batı müziği kültürünün verilmesini istiyordu. Radyo müzik programlarında, klasik batı müziğine ayrılan saatlerin, Türk müziğine ayrılan saatlerden daha fazla olmasını ister, zaman zaman kontrol ederdi. “Bizler alaturka müziğe alışmışız, ancak yeni nesil için bu böyle olmamalıdır” dediği söylenir. Şairlere de büyük saygı duyduğu bilinmekte ve sofrasında bazı akşamların şiire ayrıldığı görülmektedir. Atatürk askerî okullardan alıştığı kuru fasulyeyi bütün ömrünce diğer yemeklere tercih etti. Bir bekâr yemeği olan yağda kızartılmış yumurta ise, onun ikinci büyük tercihi idi. Meze olarak, beyaz peynir, kavun ve leblebi daima sofrada bulunurdu. Rakıdan başka içkiler üzerinde durmazdı. Alkole çok dayanıklı bir bünyeye sahip olduğu görülmektedir.
 
Çankaya gecelerinin kendisine göre bir göreneği vardı ki, bu, kim gelirse gelsin değişmezdi. Her şeyde titiz olan Mustafa Kemal, sofranın iyi kurulmuş olmasını ister ve çok defa oturmadan örtüyü, tabakaları kendi eliyle düzeltirdi. Misafirler istedikleri yere otururlardı. Sadece çok önemli kişilerin belirli yerleri vardı. Sofrada önce içki, genellikle de rakı gelirdi. Yanında sindiriminde yardımcı olsun diye sakız leblebisi, ayrıca meze olarak barbunya pilakisi, zeytin ve beyaz peynir bulunurdu. Ziyafet resmî değilse içki faslı genellikle uzar, yemek çok sonraları gelirdi. Atatürk’ün sofrasında önemli bir günün menüsünü çorba, piliç, kuşkonmaz, yeşil fasulye, börek, ayva kompostosu, kavun veya terbiyeli çorba, but köfte, ıspanak püre, kıymalı patlıcan, peynirli börek, armut kompostosu, kavun, kahvenin teşkil ettiği görülmektedir.
 
Mustafa Kemal, gündüzleri çok az yerdi. Ancak yumurtayı her zaman istemesi dikkat çekicidir. O’nun, dünyada kendisine tek gerekli şeyin “bir dilim ekmek, bir de dostlarla yiyip, içmek” olduğunu söylemesi her halde pek fazla yaşayamadığı bir hayata duyduğu özlemin ifadesi olmalıdır. Zira, Atatürk’ün hayata bakışı bu değildir. O, hayatın sürekli bir savaşma ve çarpışma olduğuna inanmakta, başarıyı da mutlaka verilmesi gereken bir mücadelenin sonucu olarak görmekteydi. Onun için kaybetmeyi sevmez, manen, maddeten kuvvetli olmaya önem verirdi. Hatta denilebilir ki, O’nun gözünde hayat “savaşmaktan/mücadele etmekten” başka bir şey değildi. Dolayısıyla böylesi bir insanın sükûnet içerisinde dostlarla geçecek bir hayatı özlemesinden daha tabii bir şey olamaz.

Mustafa Kemal, oyun oynamaya meraklı değildi. Ancak büyükelçilerle bazen briç, bezik oynadığı olmuştur. Bunun yanında arkadaşları ile tavla veya poker oynamayı severdi. O’na göre “Oyun, işlerden yorulmuş beyni dinlendirmek için faydalı bir eğlencedir, vakit geçirtir.” Bunun haricinde Atatürk’ün dinlenmek ve vakit geçirmek için fırsat buldukça at gezintileri yaptığını bilmekteyiz. Demek ki O, at binmekten bıkmamıştı. At yarışlarını da seyretmekten hoşlanırdı. Yarışmalı sporlardan ise kürek yarışlarını izlemeyi severdi. Ayrıca güreşleri de severek izlerdi. Asker pehlivanları köşke çağırır, güreş tuttururdu. Bazen iri yapılı arkadaşlarını bu pehlivanlarla güreş tutmaya zorladığı da olmuştur. Esasen O’na göre spor, uluslararası düzeyde en etkili propaganda vasıtalarından birisidir. Onun için Cumhuriyet’in kuruluşundan sonra okullardaki spor eğitimine büyük önem verdi.
 
Sonuçta, insan olarak Atatürk, geleceği çok iyi görebilme, zamanlamayı çok iyi yapabilme, milletini iyi tanıyıp, ona güvenme, insan sevgisiyle dolu olma, her zaman halkla birlikte hareket etme, vatanperver birisi olmak gibi meziyetleri kendi nefsinde toplamış olmakla da diğer insanlardan ayrılmaktadır. O’nun bu özellikleri sayesinde Türk milleti, yeni bir devlet yarattı, yeni bir tarih yazdı. O olmasaydı, belki de bu tarih yazılamazdı.

Önceki ve Sonraki Yazılar