Dr. Taner Akman
Yangınlar kader mi?
Her yaz aynı acıyı yaşıyoruz.
Gökyüzü kararıyor, ciğerlerimiz yanıyor, binlerce hektar orman kül oluyor. Ardından yine aynı cümleleri kuruyoruz: “Çok üzgünüz”, “Geçmiş olsun”, “Yeniden ağaçlandıracağız.”
Ama artık başka bir soruyu sormanın zamanı gelmedi mi?
Gerçekten doğru ağaçları, doğru yerlere mi dikiyoruz?
Bir de belki daha zor bir soruyu…
Biz bu yangınları gerçekten kader mi sanıyoruz?
Toplum olarak çoğu zaman felaketleri “kader” diyerek kabullenmeye meyilliyiz. Oysa kader dediğimiz şey, çoğu zaman bizim yaptığımız ya da yapmadığımız tercihlerden ibaret. Yangınlar da öyle. Evet, doğada yangın vardır. Ama bugün yaşadığımız felaketlerin büyüklüğü, sıklığı ve yıkıcılığı kader değil; yanlış planlamanın, eksik bilimin ve ihmallerin sonucudur. Doğru ağaçlandırma, bilimsel ormancılık ve akılcı şehir planlamasıyla bu “kader” dediğimiz döngüyü değiştirmek mümkündür.
Bilim bize şunu söylüyor: Akdeniz iklimine uyum sağlamış bazı çam türleri, milyonlarca yıllık evrim sürecinde yangınlarla birlikte yaşamayı öğrenmiştir. Yüksek sıcaklıkla açılan kozalaklar tohumlarını yangın sonrası toprağa bırakabilir ve böylece yeni nesil çamlar yeşerir. Bu, doğanın geliştirdiği olağanüstü bir adaptasyondur.
Ancak bugün yaşadığımız yangınlar artık doğanın kendi döngüsünden çok farklıdır.
İklim değişikliği, aşırı sıcaklar, uzun kuraklık dönemleri ve insan etkisiyle çıkan yangınlar artık çok daha büyük ve yıkıcıdır. Reçinesi bol çam ormanları ise bu yangınlarda adeta bir yakıt görevi görebilmektedir. Güçlü rüzgârlarla birlikte yanan kozalaklar ve reçineli parçalar yeni tutuşma noktalarının oluşmasına katkıda bulunabilir. Bu nedenle yangınlar bazen söndürülmesi neredeyse imkânsız bir hızla ilerler.
Ama mesele sadece orman değil.
Mesele, bizim doğayı nasıl planladığımız.
Bugün şehirlerimize bakın. Betonun arasında nefes almaya çalışan ağaçlar var. Ama o ağaçlar gerçekten doğru ağaçlar mı?
Bilimsel çalışmalar gösteriyor ki şehirlerde kullanılan bazı ağaç türleri yüksek miktarda polen üretir ve bu polenler alerjik reaksiyonları tetikler. Özellikle tek cins erkek bireylerin tercih edildiği bazı süs ağaçları, polen yoğunluğunu artırarak şehirlerde yaşayan milyonlarca insanın sağlığını olumsuz etkileyebilir. Yani biz gölge olsun diye diktiğimiz ağaçlarla aslında insanların nefesini zorlaştırabiliyoruz.
Bu bir planlama hatasıdır.
Şehircilikte ağaç seçimi rastgele yapılamaz. Her ağacın bir karakteri vardır: Kimi hızlı büyür ama kırılgandır, kimi az su ister ama yoğun polen üretir, kimi gölge verir ama kökleri altyapıya zarar verir. Bu yüzden şehirlerde tercih edilmesi gereken türler; düşük alerjen üretimi olan, yerel iklime uyumlu, kök yapısı kontrollü ve su tüketimi dengeli olan türler olmalıdır. Örneğin bazı meşe türleri, ıhlamur, akçaağaç ve dişbudak gibi geniş yapraklı ağaçlar hem gölge sağlar hem de genellikle daha dengeli bir ekosistem oluşturur.
Ormanlarda ise bambaşka bir yaklaşım gerekir.
Tek tip ağaçlandırma, özellikle geniş alanlarda yalnızca çam gibi yüksek yanıcılığa sahip türlerin tercih edilmesi, yangın riskini artırabilir. Oysa bilimsel ormancılık, karma türlerin birlikte kullanıldığı, yangına karşı doğal bariyerler oluşturan, farklı yanıcılık özelliklerine sahip ağaçların bir arada bulunduğu sistemleri önerir. Meşe, kayın, gürgen, kestane gibi geniş yapraklı türler, ibreli ağaçlarla birlikte kullanıldığında yangının yayılma hızını düşürebilir.
Yani mesele sadece “ağaç dikmek” değil.
Mesele, doğru ağacı doğru yere dikmek.
Kıyı bölgelerinde kuraklığa dayanıklı türler, iç kesimlerde soğuğa dayanıklı türler, şehirlerde düşük alerjenli ve altyapıya zarar vermeyen türler, ormanlarda ise yangına dirençli karma ekosistemler…
Bu bir tercih değil, zorunluluktur.
Belki de artık “kaç milyon fidan diktik?” sorusundan çok daha önemli bir soruyu konuşmalıyız:
Nasıl bir gelecek dikiyoruz?
Çünkü yanlış ağaçlandırma sadece doğayı değil, insan sağlığını, şehir yaşamını ve geleceğimizi de etkiler.
Bugün attığımız her fidan, yarının gölgesi ya da yarının felaketi olabilir.
Artık alevleri söndürmek yetmez; onları büyüten hataları da söndürmek zorundayız.
Yoksa her yaz biraz daha fazla ormanımızı, biraz daha fazla nefesimizi, biraz daha fazla sağlığımızı ve aslında biraz daha fazla geleceğimizi kaybedeceğiz.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.