Dr. Taner Akman
Gökkuşağını yakalamak
Çocukluğumuzda büyüklerimiz gökkuşağının içinde tutulan dileklerin kabul olacağını söylerdi. Biz de o renkli yayı gökyüzünde gördüğümüz an koşmaya başlardık. Sanki biraz daha hızlı koşarsak yetişecektik. Sanki biraz daha uzansak parmaklarımızın ucuyla yakalayacaktık. Ama her seferinde o bizden kaçardı. Gökkuşağı hep biraz ileride, hep biraz ulaşılamazdı. Çocuk aklımızla buna üzülür, yine de inanmaktan vazgeçmezdik.
Yıllar geçti. Hayat ciddileşti. Koşmalar yerini planlara, dilekler yerini hedeflere bıraktı. Ama içimde bir yerde o gökkuşağının peşinden koşan çocuk hep kaldı.
Ve bugün, Brezilya seyahatimizde, Iguaçu Şelaleleri’nin uç noktasında, o uğultunun, o suyun ve o devasa doğanın ortasında başımı kaldırdığımda onu gördüm. Bu kez gökyüzünde uzakta değildi. Tam önümdeydi. Suların içinden doğmuştu. Güneşle suyun birbirine sarıldığı yerde, canlı, parlak, nefes alan bir gökkuşağı…
Yaklaşmaya başladık. Bu kez koşmadım. Yavaş yürüdüm. Çünkü artık biliyordum; bazı şeylere yetişmek için hız değil, doğru an gerekir. Suyun serin damlaları yüzüme çarptı. Kıyafetlerimiz ıslandı. Saçlarımız dağıldı. Ama bir adım daha attığımızda o renkli ışığın tam içine girdik.
Çocukken yakalayamadığım gökkuşağının içindeydim.
İçimizden birer dilek geçirdik. Yüksek sesle değil. Büyük değil. Gösterişli değil. Sadece kalpten. Belki de yıllardır aynı olan bir dilek: Birlikte kalmak. Birlikte görmek. Birlikte duymak. Birlikte yaşamak… Ritüele uyup metal paramızı da şelalenin içine attık…
O an anladım ki bazı dilekler hemen kabul olmaz. Önce insanın büyümesi gerekir. Önce yolu uzar, kıtalar aşılır, hayat sabrı öğretir. Sonra bir gün, dünyanın diğer ucunda, şelalelerin köpüğü içinde çocukluğunun hayali gerçekleşiverir bir anda… .
Biz bugün gökkuşağını yakalamadık aslında o bizi buldu.
Ve ben artık şuna inandım: Dilekler gökyüzünde değil; doğru yerde, doğru zamanda ve doğru insanın yanında kabul olur.








Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.